Su Kasidesi | Açıklama, İnceleme

2009-02-06 22:15:00
<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h2 {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; mso-outline-level:2; font-size:18.0pt; font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink {color:blue; text-decoration:underline; text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed {color:purple; text-decoration:underline; text-underline:single;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

SU KASİDESİNİN ŞERHİ

KASÎDE DER NA'T-I HAZRET-İ NEBEVÎ (Su Kasidesi)


GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİNE ÇEVRİMİ

 

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su


(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su


(şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi
kaplamıştır, bilemem..)

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su


(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da
zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
ıhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su


(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin
sözünü korka korka söyler.)

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su


(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin
yüzün gibi bir gül açılmaz.)

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su


(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de)
gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su


(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene
verilen su boşa gitmez.)

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su


(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı
bir iştir.)

ıste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su


(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum
bu defa da benim için su ara.)

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su


(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da
kevser istiyorlar.)

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su


(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi
andıran sevgiliye aşık olmuş.)

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su


(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su


(Dostlarım! şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su
sunun.)

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su


(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı
olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.)

ıçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu
engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
ıktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su


(ınsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su


(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana
çıkarmıştır.)

Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su


(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan
kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su


(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa
kalarak) parmağını ısırır.)

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su


(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette
yılan zehrine döner.)

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su


(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet
denizi dalgalanmıştır.)

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su


(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su


(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o
eşikten dönmez.)

Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su


(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini
dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)

Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su
diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su


(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su


(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su


(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)

Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası)
gibi birer inci olmuştur.)

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su


(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı)
döktüğü zaman,)

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)

 

 

 

AÇIKLAMASI( ŞERHİ)

 (Nesib)
1. Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
   Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

Eşk: Gözyaşı
Denlü: Denli, gibi, kadar
Od: Ateş
(Ey göz! Gönlümdeki içimdeki ateşlere gözyaşımdan su saçma. Çünkü bu kadar çok tutuşan ateşlere su fayda vermez.)
Mübalağa: Şairin gönlündeki ateşlerin su ile söndürülemeyecek derecede çok olması
Mecaz: Od’un aşk ateşi yerine kullanılması.
Tezat: Su-ateş
   Buradaki ateş gönüldeki manevi ateştir. Su ise maddiyatı temsil eder. İkinci mısrada ise iki farklı anlam vardır. Birinci anlam “yangının çokluğu”dur. İkinci anlam ise “Böyle mecazi bir yangına bu su çare değildir.” şeklindedir. Yani gönül ateşi üzerine gözyaşının dökülmesi, manevi olan ateşe maddi olan bir suyun serpilmesini anlatır. Ancak yangını söndürmek için suyun bolca dökülmesi  gerekir. Yangına su serpilirse yangın daha da çoğalır (Burada aslında gönül bir mumdur. Mumun ortasındaki iplikse can ipliğidir.). Az su yangını söndürmez tam tersine yangını arttırır.
   Normal şartlarda gözyaşı, ağlamak insanı rahatlatır; ama şair burada bunu tam tersini istiyor. Gönlünün daha da tutuşmasını, manevi aşkının artmasını istiyor.

2. Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
   Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
Âb: Su
Gûn: Renk, gidiş, tarz
Âb-gûn Su rengi, Mavi, mavi renkli; suya benzer.
Devvâr: Devredici, devreden, çok dönen.
Günbed-i devvâr rengi: Gökyüzünün rengi.
Muhît: Etrafını çeviren, kuşatan, çevre
   (Dönüp duran kubbenin rengi su rengi midir, yoksa gözümden akan su devreden kubbeyi mi kaplamıştır, bilemem.)
Tecahül-i Arif: Gökyüzünün neden mavi olduğunu bilmemezlikten geliyor.
Mübalağa: Gözyaşının gökyüzünü kaplaması.
Hüsn-i Talil: Göğe kendi gözyaşlarının renk verdiğini söylemesi.
Tenasüp: ‘Göz, aşk, su, saç-; od, dutuş-’ kelimeleri arasında anlam ilgileri vardır.
   Âb-gûndur Azeri lehçesinin özelliği olan bir soru cümlesidir. “Su rengindedir?” şeklinde çevrilebilir. (Azerbaycan’da gelen kişiye “Geldin?” diye sorulan sorulardan kastedilen “Geldin mi?”  sorusudur.) (Tecahülüarif yapılmış) Burada “devvar” sözcüğü önemlidir. Anlamı dönen, dönektir. Şair burada gök kubbenin dönekliğinden bahseder. Gökteki her bir katmanın dünya çevresinde her yöne döndüğünü ve bu katmanların su olduğunu düşünürsek dünya ve çevresindeki bu katman da dönektir. Şair de böyle düşünüyor. İşte bu yüzden felek anıldığında döneklik akla gelir.  “Kahpe felek” deyişi de buradan gelir.
   Gökyüzünün su renginde olduğu ifadesini açıklamanın iki yolu var. Birincisi gözün çevresinde sürekli suyun bulunması. İkincisi gözyaşının insanı kuşatmasıyla insanın gözyaşından başka bir şeyi görememesi.
   Dünya bir su değirmeni gibi düşünürse, değirmeni döndüren sürekli akan sudur. Yani dünya değirmenini döndüren bir sudur. Burada değirmen bir mazmundur.

3. Zevk-i tîgundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
   Kim mürûr ilen bırağur rahneler divâra su
Tîg: Kılıç
Zevk-i tîg: Kılıcın zevki
Aceb yoh: Şaşılmaz.
Çâk çâk: Parça parça kılıç şakırtısı.
Mürûr: Geçme, akma, bir yandan öbür yana geçme, sona erme.
Mürûr ilen: Geçmek akmak suretiyle, zamanla.
Rahne: Yarık, yırtık, zarar, ziyan; oyuk
Dîvâr: Duvar.
   (Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da gelip geçerken duvarda yarıklar açar.)
Açık İstiare: Bakışları keskin kılıca benzetilmiş. Kendisine benzetilen kılıç söylenmiş.
Tenasüp (leff ü neşr): tıg-gönül-çak çak
                                     su-divar-rahne sözcükleri birbiriyle karşılıklı olarak uygundur.
Teşbih: Aşığın parça parça olmuş gönlü yarılmış açılmış duvara benzetilmiş.
   Şair sevgilinin kılıcının açtığı yaralarının zevkindedir. Buradaki kılıçtan kastedilen sevgilinin kılıç gibi keskin, şairin kalbinde derin yarıklar açan  bakışlarıdır. Ama şair burada acı ve azaptan değil zevkten bahsediyor. O, sevgilinin yan bakışlarının hançeri gelsin, bağrını yarsın istiyor. Çünkü aşk yarası aşık için gıdadır. Aşık için kılıç yarası, istenen özlenen şeydir. Sevgili (Hz. Muhammed) şaire baktığında şairin gönlü parça parça oluyor.
   Burada aynı zamanda yaz sıcağında kerpiç evlerin kuruması ve o kuraklığın ardında yağmur yağdığında da kerpiç evlerin duvarlarında yarık açtığını dile getirmiştir. Bundan çıkan sonuç şudur; Fuzuli kendisinin topraktan yaratıldığını, yağmur yağdığında nasıl kerpiç evlerin duvarlarında yarıklar açıyorsa gözden akan su da insanın bağrında çizik çizik yarıklar açtığını söylüyor.
   Bu beyitte aynı zamanda “kılıca su verilmesi” de dikkati çeker. Bir kılıca ne kadar iyi su verilirse kılıç o kadar iyi olur (Kılıca su vermek demek demiri kızgın ateşten çıkarıp birkaç damla su verilmesi ve demirin çelikleşip güçlenmesidir.)
   Sevgilinin o gamze kılıcı, o bakışının kılıcı geldiğinde aşığın bağrındaki yangına su gelmiş olur. Su serpilmiş olur. “Bağrıma su serpti.” diye bildirilen ferahlık işte budur. Sevgili, gamze kılıcının suyu iyi verilmiştir.
   Toprakta ve kılıçta su gizlidir. Beden de topraktandır ve içinde su gizlidir. Ama yangın başlayınca bedenin suyu tükenir. Tekrar suya muhtaç kalır. İşte o suyu özlüyor. Zaten yaşayabilmesi için o suya muhtaçtır.
   Özet olarak; “Ey sevgili! Yaşamak için senin o gamze kılıcına su kadar muhtacım, suya olan ihtiyacım kadar muhtacım (Burada sevgilinin iyi su verilmiş kılıç gibi keskin bakışlarıyla suya olan ihtiyacını gidermek istediğini söylüyor.).

4. Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânın sözün
   İhtiyât ilen içer her kimde olsa yâre su

Vehm: Kuruntu; boşuna, yersiz korku
Dil: Gönül
Mecruh: Yaralı
Dil-i Mecruh: Yaralı gönül
Peykan: Temren, okun ucundaki sivri çelik parça.
İhtiyat: Tedbirli olma
(Yaralı gönül senin, ok temrenine benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.Elbette yarası olan suyu ihtiyatla, çekine çekine içer.)
Ad aktarması: “Temren” söylenerek okun hepsi kastedilmiştir.
Tenasüp (leff ü neşr): Vehm-ihtiyat; dil-i mecruh-yara; peykan
Teşbih: Yaralı gönül hasta bir insana benzetilmiştir.
Açık istiare: Peykan ile sevgilinin kirpikleri kastedilmiştir.
   Şair “peykan” sözcüğünü korkarak söyler. Çünkü peykan “ok” demektir (Burada mecaz-ı mürsel sanatı vardır.), okun ucunda su verilerek çelikleşmiş başlıktır. Sevgilinin kirpiğinin ok gibi olduğunu düşünmeliyiz. Kaş ise yaydır. Kaşlar çatıldığında yay da gerilmiş olur. Böylece oklar fırlatılmaya hazırdır. Yani kirpikler. Hepsinin ucunda da temren, peykan vardır.
   Oklar servi fidanından yapılır. Ucuna da peykan takılır. Her peykan serviye (oka) muhtaçtır. Her servi de peykana. Peykanın iyisi kılıç gibi iyi su verilmiş olanıdır. Bu yüzden  gözyaşıyla dolu olan kirpik, su verilmiş peykan gibi algılanır. Sağlamdır. Bu mısrada şair aslında o peykanın gelip kalbine sağlanmasını diler. Böylece aşk acısından zevk alır. Sevgilinin bakışları kalbine saplanan ok gibidir. Bu, aşık için bir hediyedir.
   Peykan sözcüğünü korkarak söylemesinin bir nedeni de temrenin içindeki sudur. Çelikleşirken verilen su. Su dolu bir peykan yaralı gönle gelirse ona zarar verir. (Eskiden ağır hastalara, yaralılara su verilmezdi. Kuruyan dudaklar su ile ıslatılırdı. Çünkü su verilirse hastanın daha da kötüleşmesinden hatta ölmesinden korkulurdu.)
   Şair sevgilisinin kirpiklerini (peykanın) adını anarken korkuyor. Peykanın gelmesini istiyor ama ona yaralı gönlünün dayanamayacağını düşünerek korka korka söylüyor. Yaralı hastalara suyun azar azar verildiğini söyleyerek de durumunu açıklamaya çalışıyor.

5. Suya versün bâğban gülzârı zahmet çekmesün
   Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su
Suya vermek: Sele vermek, mahvolmaya bırakmak.
Bağ-bân: Bahçıvan
Gül-zar: Gül bahçesi
Tek: Gibi; yalnız
Min: Bin
(Bahçıvan nafile yorulmasın, gül bahçesini sele versin; çünkü gül bahçesini bin kere sulasa senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)
Teşbih: Sevgilinin yüzü güle benzetilmiş.
Hüsn-i Talil: Bahçıvanın görevi gül yetiştirmektir. Burada görev olarak değildir. Görevi sevgilinin yüzünün renginde veya şeklinde gül yetiştirmektir.
Tevriye: ‘Tek’ kelimesinin hem ‘bir’ anlamı hem de ‘gibi’ anlamı vardır. (Sevgilinin bir tane, benzeri olmayan, eşsiz olması)
Tenasüp: Suya vermek, bağban, gülzar, gül, su
   “Suya vermek” bu beyitte kötü anlamdadır. Bahçıvanın bağı suya vermesi o bağın mahvolması demektir. Şair bu beyitte gül mevsimini kastediyor. (Gül mevsimi de Hz. Muhammed’in bulunduğu Asr-ı Saadet’tir.) Hz. Muhammed’in yüzü şeklinin güzelliğiyle güle benzetilmiştir.
   Hz. Muhammed öldükten sonra bu dünyanın kıymetinin kalmamasını bahçıvanın gül bahçesini suya vermesiyle eş tutuyor. O gül bahçede olmadığı için bahçenin suya verilmesinin bir önemi olmadığını söylüyor. “Hz. Muhammed’in gül yüzü gibi bir gül daha  bu dünyada açmaz.” diyor. 0
   Hz. Muhammed bir zincirin halkası olarak, son peygamber olarak bu dünyaya geldi. Böylece halka tamamlandı. “Artık bahçıvan bağı suya verse de bir önemi yok.” diyor. Şair burada o gül açmamış olsaydı dünya nasıl bir dünya olurdu diye düşünmemizi istiyor. “Onun ümmetinin mutluluğu ve onsuz yaşamanın üzüntüsünü kıyasladığında bahçeye su verilsin.” diyor (İlk yaratılan nur Hz. Muhammed’e aittir. Peygamberlerin sonuncusu da odur. Yüzünde her zaman peygamberlik nuru bulunur.)
   Bu beyitteki “teg” sözcüğü iki anlam gelir. Birincisi, yüzün gibi; ikincisi, biricik yani senin gibi bir tek gül açılmaz anlamı.

. Ohşayabilmez gubârını muharrir hattuna
   Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
Ohşatmak: Benzetmek
Gubâr: Toz,
Gubârî: Toz gibi ince yazı türü.
Muharrîr: Yazan, yazar.
Hâme: Kalem
(Hattatın gözlerine bakmaktan kalem gibi kara su inse de gubârî yazısını senin yüzündeki tüylere benzetemez.)
Tezat: Bakmak ve gözlerine kara su inmek yani kör olmak arasında tezat sanatı vardır.
Benzetme: Gubarî yazısını sevgilinin yüzündeki tüylere benzetiyor. (Gubarî toz anlamına geliyor. Hatt sanatında çok ince bir yazı.)
Kinaye: 1. Kalemin gözlerinden kara su (mürekkep) inmesi- gerçek anlam 2. Kağıda, yazıya devamlı bakan insanın gözlerinin kızardığının, kanlandığının, karardığının, mecazen zayıfladığı ve kör olmaya yüz tuttuğunun vurgulanması.
Tenasüp: “gubâr-hat; muharrir-hâme-kara su (mürekkep)” kelimeleri arasında.
   Bu beyitteki “gubâr” iki anlamdadır. Birinci anlamı çok ince bir yazı; ikinci anlamı, sevgilinin dudak etrafındaki ayva tüyleri.
   Yazı için düşünülürse: Yazar, gubarî yazısını senin yanağındaki tüylere benzetemez. Çünkü yanağındaki tüyler çok daha incedir. Yahut ne kadar ince yazarsa yazsın yazar senin ayva tüylerin kadar ince yazamaz (Gubâr denilen ince yazıyı yazarken at kılından ya da verev kesilmiş kalemlerden yararlanılırmış. Gubâr çok ince, toz kadar ince yazılması gereken bir yazı biçimiymiş.).
   Resim için düşünülürse: Ressam onun ayva tüylerini resmedemez. Ayva tüylerinin inceliğinden değil. Onu  eşsizliğinden. Ressam ne yaparsa yapsın yaptığı resimde senin hatlarına benzetemez.  Nakkaş veya şairin gözlerine kara su inmesi buna yeterli olmaz.
   Gubârı yazanlar çok ince iş yaptıkları için gözleri çabuk bozulur yani gözlerine kara su inermiş. Şairin veya ressamın gözlerine kara suyun inmesi peygamberimizin yüzündeki parlaklıktır. Çünkü bir insan sürekli beyaza ya da parlak bir şeye bakarsa gözleri giderek bozulur. Fuzûlî’nin gözlerine kara su inmesinin söylemesinin sebebi peygamberimizin yüzündeki parlaklıktır. Ressam veya yazarın gözleri o parlaklığa bakarken  bozulur.
   Şaire göre yanak parlaklık, ayva tüyleri de buradaki yazıdır. Yazı ise ya “kader” ya da “Kur’an-ı Kerim’dir”
   “Sen kainatın efendisi olduğun için Allah Kur’an-ı Kerim’i senin saf yanağına yazdı. Onun için bir yazar onu hiçbir zaman benzetemez.” (Telmih-Burada kafirlerin ayetler gibi söz söyleyebilecekleri söylediklerinde de ayetler yakın ama ayetler kadar güzel olamayan sözler söylemesi ve bunun üzerine bu olaylarla ilgili bir ayetin gelmesi anlatılıyor.)
 
7. Ârızun yâdıyla nemnâk olsa müjgânım n’ola
    Zayi’ olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su
Ârız: Yüzün iki yanı, yanak
Yâd: Hatırlama, anma; hatır, gönül
Nem-nâk: Nemli, ıslak
Müjgân: Kirpikler
Temenna: Dileme, isteme, dilek, istek
Hâr: Diken
(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)
Teşbih: Yanak güle, diken kirpiğe benzetilmiş.
Kinaye: Kirpiklerim nemlense 1. Kirpiklerin nemli olduğu gerçeği 2.Mecazen ağlamak anlamının belirtilmesi
Leff ü neşr: “ârız-gül, “yâd-temennâ”, “nem-nâk-su”, “müjgân-hâr”
Tenasüp: “Ârız-müjgan; gül-hâr-su vir-; hâr-gül; yâd-temennâ” kelimeleri arasında.
   Fuzûlî, sevgilinin kirpiklerini şekli ve batıcılığıyla dikene, yanağın şekli ve rengiyle güle benzetmiş. Şair ağladığında kirpikleri ıslanıyor. Bu suretle sevgilini güzel yanağın gözünün önüne geliyor. Gül yetiştirmek için dikene su vermek nasıl boşuna değilse sevgiliyi görme isteğiyle ağlamak boşa değil. Burada sevgilini yüzü güneş gibi parlaktır. Biz nasıl güneşe baktığımızda gözlerimizden yaşlar akarsa aşığın da sevgilinin parlayan yüzüne baktığında gözleri yaşarıyor.

8. Gam güni etme dil-i bîmârdan tîgin dirîğ
   Hayrdur vermek karanu gicede bîmare su

Bîmâr: Hasta, aşık
Dil-i bîmâr: Hasta gönül
Dirîğ etmek: esirgemek
Karanu: karanlık
(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.)
Leff ü neşr: Gam güni-karabu gice, dil-i bimar-tıg-su
Tenasüp: “Gam güni, dil-i bimar, karanu gice, bîmar, hayr, su” kelimelerinin arasındaki anlam ilgisi göz önünde bulundurularak bir araya getirilmiş.
Açık istiare: Sevgilinin keskin, yaralayıcı bakışları kılıca benzetilmiş. Yalnızca kendisine benzetilen söylenmiş.
İrsal-i mesel: “Geceleyin hastaya su vermek sevaptır” sözü
(Karanlık gecede hastaya su vermek sevaptır.)
Bu beyitte “bîmâr” sözcüğünün seçilmesi buradaki acının manevi bir acı olmasıdır. “Tîg” ise yine kılıç yine keskin bakıştır. “Ey sevgili! O gam günü geldiğinde bu hastadan keskin bakışını (kılıcını) esirgeme, ne olursun! O gün bakışının kılıcı bana gelsin, hasta gönlümle gelsin canından bezen gönlüm ölümle can bulsun. Senin bakışınla hayat bulayım. Beni bakışınla ümmetine kabul et.”
Burada gönül aşk hastası olarak kabul edilmiştir. Gönül her zaman aşk hastasıdır.
Bu beyitteki gam günü ölüm anı; su, kelime-i şahadet; gam günü, kıyamet günü; bimâr, şair; tıg, Hz. Muhammed’in şefaatidir.
Şair ölüm anında su istiyor yani kelime-i şahadeti ve tevhidi kastediyor (Zaten ölüm döşeğindeki insanın başında su bulunur.). Şair  Hz. Muhammed’in hastasına su vermesiyle kıyamet gününde “Ümmetimdir.” demesini eşdeğer görüyor. Kıyamet gününde Hz. Muhammed “Ümmetim!” diye çağırırken kendisinin de onun gözüne ilişmesini, onu da karanlık gecede mutlu etmesini istiyor.
Beytin ikinci anlamı da şudur: Karanlık gece rüya olabilir. Onu görmeyi özlüyor ve “Karanlık bir gecede rüyama girsen de seni bir görsem. Şu hastana bir bardak su versen.” diyor.

9. İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
   Susuzam bir kez bu sahrada menüm-çün ara su
Peykân: Okun ucundaki sivri demir.
Hecr: Ayrılma, ayrılık.
Şevk: Gönül meyli, arzu, şiddetli arzu, istek, Keyif, neşe, sevinç.
   (Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve ayrılığında özlemimi yatıştır; susuzum, bu çölde bir defa da benim için su ara.)
Açık istiare: Kirpik yerine peykan sözcüğü kullanılmış. Kirpik oka benzetilmiş. Kendisine benzetilen ok (peykan) söylenmiştir.
Tezat: Sahra-su
Tevriye: kez (defa, kere) kelimesinin “gez” şeklinde “gezip ara” anlamında okunmasıyla.
Teşhis/ Kapalı istiare: “gönül” şaire su arayan birisi gibi düşünüldüğünden kirpik yerine “peykan” kelimesi kullanılarak.
   Şair burada sevgilinin peykanını istiyor, böylece gönlü sükûnete erecek, özlem bitecek. Özlemin bitip artmaması için bir tek bakış istiyor. Ancak o zaman hasreti dinecek. Çünkü “Susuzum, bir kez de bu sahrada benim için su ara.” feryadı içinde kıvranıyor.
   Ok ile ayrılık arasında bağ vardır. Ok yaydan çıktığında ayrılık başlar. Okun ucundaki peykan ise okla birliktedir. Burada ayrılık derken şu kastedilir: Oku peykandan, serviyi temrenden, servi boyluyu gözyaşıyla su verilmiş aşıktan ayrılmış olur ve bu zulümdür.
   Şair peykanın ayrılığını istiyor. Çünkü susuz. Peykan oktan ayrılırsa gönlüne saplanacak. Böylece şairin susuzluğu giderilecek. Peykandaki su şairin gönlüne ferahlık verecek. Şair o kadar susuzdur ki sevgilinin temresinden bulunan suya bile muhtaçtır. Aslında onun merhametine muhtaç. Aşığa suyu verecek sonuçta. Zaten su da rahmet demektir.
   Şair aynı zamanda kez yerine “gez” anlamı da vermiştir.  Gez atıcılıkta kullanılan bir terimdir. Okun atıldığı yerdir.  Burada şair suya ulaşmasının bir gez kadar yakın olduğunu, aslında Hz. Muhammed’e yaklaşmanın zor olmadığını, bunun imanın bir göstergesi olduğunu söylüyor.

10. Men lebün müştâkıyam zühhâd Kevser talibi
     Nitekim meste mey içmek hoş gelür huşyâra su
Leb: Dudak
Müştak: Arzuyla, hararetle, isteyen, özleyen; susamış.
Zühhad: Dünya nimetlerinden el çeken kimse.
Kevser: Çokluk, kalabalık; cenneteki bir ırmak adı.
Hûş: Akıl, can.
Hûş-yâr: Akıllı, canlı, ayık
   (Ben dudağını özlüyorum, sofular da Kevser istiyorlar. Nitekim sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş gelir.)
Tezat: Tüm beyte yayılmış. (su-şarap, mest-huş-yar)
Leff ü neşr: Renkleri ve sarhoş ediciliyle leb-mey; helal olmasıyla su, Kevser ilgili sözcüklerdir.
   Ben senin dudağını arzuluyorum. Dudağın benim için yaşamdır. Dudağından çıkan birkaç sözle sen insana can veriyorsun. Ben dudağının aşığıyım ama zahitler cennetteki Kevser suyunu istiyorlar. Onlar ibadeti Kevser’e kavuşmak için yapıyorlar. İbadetlerinden beklentileri var. Onlar Kevser’i alsınlar. Ben senin dudağının özlüyorum. Cennet umrumda değil. Dudağın öyle bir şaraptır ki onunla mest olunca zaten cennet kendiliğinden gelir. Dudak şarap gibi kırmızıdır. Su ise beyazdır. Ben şarabı özlüyorum. Sofular ise Kevser’i.  Nitekim sarhoşa mey içmek, aklı başında olana da su içmek hoş gelir.
   Şarap dinen yasaktır. dini emirlere uyanlar şarap istemez. Ama aşık olanlar… Dudak tasavvufa göre şaraptır, birliktir. Ve tutulanın aklını başından alır. Kevser ise pek çok kişi tarafından içileceği için kesrettir, çokluktur. Şair; “Ben (aşık) birliğin peşindeyim, yaptıklarım menfaat için değil. Kevser’in peşinde değilim; ama sofular ibadetlerini karşılık için yaparlar. Aşık ise karşılıksız yapar.
Burada Yunus Emre’nin şu dizeleri akla gelir: “Cennet cennet dedikleri
            Birkaç köşkle birkaç huri
            İsteyene ver onları
            Bana seni gerek seni.”
   Zaten böyle karşılıksız davrandığı için Allah aşığa her şeyi verecektir. Bu yüzden aşık olmak zahit olmaya yeğdir. Çünkü Hz. Muhammed kıyamette “Ümmetim!” diye çağıracaktır. Bunu muhatap olmak her şeye bedeldir

11. Ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
     Âşık olmuş galibâ ol serv-i hoş-reftâre su

Ravza: Bahçe, bol ağaçlı, yeşillik yer; cennet.
Kûy: Köy
Ravza-ı kûy: Cennet gibi bahçe.
Dem: Soluk; içki; vakit; zaman.
Güzâr: Gezme, dolaşma.
Reftâr: Gitme, yürüme.
Hoş-reftâr: Hoş, nazlı gidişli
(Su, her zaman senin cennet misâli mahallenin bahçesine(Ravza) doğru akar. Galiba o da, o serviye benzeyen nazlı gidişli güzele aşık olmuş.)
Kişileştirme (Kapalı istiare): Suyun aşık olması.
Hüsn-ü Talil: Sular normalde servilerin dibinden akar. Ama burada su sanki serviye aşık olduğu için dibinden akıyor.
Teşbih-i Beliğ: Sevgilinin bulunduğu yer cennete benzetilmiş.
Açık istiare: Servi ile sevgili kastedilmiştir.
   “Su, o hoş salınışlı, servi boylu sevgiliye yani Hz. Muhammed’e aşık olmuş galiba. Böyle gitmesinin sebebi o servinin ayağını öpmektir.”
   Normalde doğada su, servilerin yanındadır. İşte bu durum suyun, servilerin ayağını öpmesi olarak gösteriliyor. Ayağını öperek yanından geçiyor. Tabir doğruysa ayağına baş koyuyor ve bu baş koyma Ravza’dadır. Ravza ise cennettir. Hz. Muhammed “Evimle mescidim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.” demiştir. İşte Ravza burasıdır.
   Su, servi boyluya, cennete kavuşacak, onun ayağına kavuşacaktır. Su devamlı serviye doğru akar. Hz. Muhammed’in ayağına ulaşmak, onun ayağına baş koymak için sürekli akar. Şaire göre bu baş koyma Ravza’da, Hz. Muhammed’in bedeninin bulunduğu bahçede olacaktır yani Medine’de. Onu için Dicle nehri hep güneye, Medine’ye doğru akmaktadır. Dicle nehrinin akış yönünü Hz. Muhammed’e kavuşma isteği olarak görüyor.


12. Su yolın ol kûyundan taprag olup dutsam gerek
     Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

   (Toprak olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, o yere varmaya bırakamam.)
Tevriye: a. Suyun önünde toprak olup set kurma.
               b. Sevgiliye suyun ulaşmasını engelleme.
Teşhis/Kapalı istiare: Suyun şairin sevgilisine aşık olması
   Şair burada suyun yolunu kesmek için toprak olmak istiyor. Aşkın içine kıskançlık giriyor. “Bu uğurda toprak bile olurum.” diyor(Hüsnü talil). Ne olursa olsun suyun yolunu engellemek istiyor. Toprak olmak istiyor çünkü suyun yolunu ancak toprak keser. İnsan ise ancak öldüğünde toprak olur. Yani “Hz. Muhammed uğruna ölürüm.”diyor. Ama kıskançlık yüzünden, rakibe engel olmak için öleceğini söylüyor. Ona ulaşmak için öleceğini söylemiyor; çünkü zaten canı dayanmayacak ve ölecektir. Sevgili uğruna ölmek ilk adımdır. Bu yüzden “Uğrunda ölürüm.” demek ona göre fazlalıktır. Bu yüzden başkasından kıskandığı için ölümü göze alıyor. Onu kimseye layık görmediği için, hiç kimsenin onu kendisi kadar sevemeyesin diye ölüyor. Bu gayretlik makamıdır. Gayret iki çeşittir. Başkalarından kıskanmak ve başkalarını ondan engellemek. Bu ancak çok sevgi ile aşkın taşkınlık derecesiyle ölçülür.

13. Dest-bûsi ârzusiyle ger ölsem dostlar
     Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
Dest: El; fayda; zafer; mevki; tarz
Bus: Öpme, öpüş, öpücük
-bus: Öpen
Dest-bus: El öpme
Kûze: Toprak
(Dostlarım! Onun elini öpmek arzusunu gideremeden ölürsem toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin ki hiç olmazsa mezar toprağımdan yapılan testi onun eşerine ve dudaklarına değsin.)
Aliterasyon: “s” sesiyle yapılmış.
Leff ü neşr: Ölmek-toprak, dost-yar.
Tenasüp: Arzû toprag, su, kûze
   Şair gerçek hayatta sevgiliye kavuşamayacağını ve aşk arzusunu onu öldüreceğini söylüyor. Şairde Hz. Muhammed’in elini öpme arzusu var. Bu emeline de mezar toprağından yapılan kaseyi Hz. Muhammed eline alınca ulaşacak. Hz. Muhammed o kaseyi eline aldığında şair de onun elini öpmüş olacak ve şair bu arzusunu giderecek. Fuzûlî burada Hz. Muhammed’in dudağını öpmeyi de kastetmiş olabilir. Çünkü sevgili kaseyi eline aldığında onu mutlaka dudağına götürecektir. Böylece mezar toprağından yapılan kase sevgilinin dudağına değecek böylece sevgilinin dudağını öpmüş olacak.

14. Serv serkeşlük kılur kumrî niyâzından meger
     Dâmenin duta ayagına düşü yalvara su
Ser-keş: Baş çeken; baş kaldıran, asi
Kumrî: Kumru
Niyaz: Yalvarıp yakarma, yalvarış, dua.
Dâmen: Etek
(Sivri kumrunun yalvarmasından dolayı dik başlılık ediyor Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi vazgeçirir.
Kişileştirme: Kumrunun yalvarması.
Hüsn-i talil: Servinin başını iki tarafa sallaması, kumrunun ötmesi, suyun ağaçlık yerde olması.
Açık istiare: Servi sevgiliye, kumru aşığa benzetilmiş.
   Gül ile bülbül aşkı neyse servi ile kumru aşkı da odur. Kumru sürekli serviye yalvarır. Servinin ise uzun boylu, dik başlı görünüşü vardır. İşte su, servinin kumruya yüz vermesi için aracı olsun, serviye yalvarsın, servinin ayağına düşsün ve sevgili kumruya bir kere gülümsesin. “Ona bakıver.” diyor. Servi kumruya baktığında oklar kumrunun gönlüne batacak ve serviden yani sevgiliden bir iz bırakacak. Ok zaten servinin çıvgınlarından yapılır. İşte o çıvgınlar ok olup kumrunun kalbine saplanır. Kumru buna muhtaçtır. Burada servi sevgili, kumru ise aşıktır. Servi suya bakarsa Allah’ın rahmetine bakmış olacak ve aşığı ümmetine katmış olacak. Burada kumru serviye “Hu” diye seslenir. Servi de salınırken aynı sesi çıkarır. İşte aşık ile maşuk aynı şeyi söylüyor. Bu beyitte servi boylu sevgilinin ümmetini dilemesi ve ümmetinin sevgiliye bağlanmak için onu dilemesi eşitlenmektedir. Sevenle sevilen aynı şeyi söyler. Hz. Muhammet “Ümmetim” diye ümmetini, kul ise “Hu” diye “O”nu söyleyecek.
   İkinci bir bakış açısı olarak: Kumru yalvaran kuldur. Su ise Hz. Muhammed. Servi ise Allah’ın rahmeti. Kumru durmadan serviye yalvarıyor. Yani Allah’a Ama arada bir vesile, bir elçi lazım. Getirdiği haber gibi bir gün desin ki:”Ya Rab! Bu benim ümmetimdendir, şefaatim üzerine olsun, onu bana yaz.”

15. İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
     Gül budagınun mizacına gire kurtara su
Reng: Renk; hile, oyun; şekil; can, kuvvet.
Mizac: Bir şeyle karşılaştırılan şey, huy, yaratılış; sağlık.
   (Gül fidanı bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor; bunu, ondan suyun gül dallarının damarlarına girmeci kurtarabilir.)
Telmih: Gül ile bülbülün aşkı.
Hüsn-i Talil: Gülün kırmızılığını bülbülün kanından alması.
Tevriye:“Reng” kelimesi hem renk hem de hile anlamında kullanılımıyla
Kişileştirme: Su ve gül kelimeleri kişileştirilerek
Tenasüp: “Bülbül-gül-reng-kan; kan-su-gül” kelimeleriyle
    (Bülbül, güle aşıktır. Bütün gece feryat figan ağlar. İstediği tek şey vardır. Gonca gülün açılması. Gül açılınca ne olacak? Bülbül gülün güzelliğini görecek. İşte bu yüzden kendini parçalar. Bütün gece öten bülbül sabaha karşı yorgunluktan bitkin düşer ve uyuyakalır. Gün ışığını gören gül ise açar. Tüm güzelliğini gösterir. Ama bülbül bunu göremez. Bu böyle sürüp gider. Ve bir gün bülbül yine acı acı öterken gülün dikeni kalbine saplanır. Bülbülün tüm kanını emer. İşte o zamane kadar pembemsi bir rengi olan gül kırmızı olur. Gülün kırmızılığının bülbülün kanından aldığı söylenir. Bülbül her gece güle inanır, aldanır.)
   Gül bir hile ile bülbülün kanını almak ister. Böylece rengi kırmızı olur. Bunu sebebi gülün daha güzelleşmek istemesidir.  Burada su, bülbülün kurtarıcısı gibi görünüyor. Gül artık bülbülün kanını almasın, su güle renk vererek gülün dengesini korusun istiyor. Böylece bülbül kurtuluyor. (Bedendeki dört su dengesi olunca insan sağlıklıdır. İşte burada gülün vücudundaki su dengesini bulması sağlıklı olması demektir.)
   Burada “Su, gülün mizacına girsin, onun huyuna gitsin, onu yatıştırsın.” anlamı da vardır. “Su, gülün huyuna uygun davransın, damarına girsin de bülbülün kanını azat etsin, gülün kan dökmesine engel olsun, bülbülün kanı korusun.” diyor.  Çünkü su bir rahmettir. Rahmet de merhameti gerektirir. Merhametin en zirve noktası da Hz. Muhammet’tir.

(Girizgâh)
16. Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
     İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’e su
Tıynet: Yaratılış
Tıynet-i pâk: Temiz yaratılış
İktidâ: Uyma, tabi olma.
Tarîk: Yol; usûl; meslek
Tarîk-i Ahmet-i Muhtâr: Hz. Muhammed’in yolu., Kur’an yolu, İslamiyet
(Su, Hz. Muhammed’in s.a.v yoluna uymuş ve bu hâli ile dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)
Kişileştirme: Su, peygamberimize bağlı bir insan olarak gösterilmiştir.
   Bu beyit iki şekilde yorumlanabilir:
   Su, Hz. Muhammed’in ne kadar temiz yaratılışlı olduğunu onun yoluna girmekle herkese anlatmaya başlamıştır.
   Su, Hz. Muhammed’in yoluna kendisini koymakla ne kadar temiz yaratılışlı olduğunu ispatlamıştır.
   Bu beyitteki tema, temiz yaratılıştır. Su Hz. Muhammed’in yoluna girmekler temiz olma özelliğini pekiştirmiştir. Yoksa su nasıl temiz olabilir ki? Temiz yaratılışlılar temiz yaratılışlılara layıktır. Su zaten temizliğin simgesidir.
Tıynet yaratılış, tıyn ise toprak demektir. Demek ki suyun toprağın içinde olduğu için temizleyici özeliği de var. Su böylece başını toprağa koymuş oluyor. Suyun toprağın içinde olması toprağa baş koymasıdır. Topraktan ayrı ama toprağa baş koyuyor.
   “Sen olmasaydın, sen olmasaydın ya Muhammed, kâinatı yaratmazdım, var olan hiçbir şeyi var etmezdim.” İşte su, bu hitaba uyduğu için temizdir. O’na her kim uyarsa elbette temiz olacaktır.

17. Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfa
     Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

Seyit: Hz. Muhammed&rsq

772
0
0
Yorum Yaz