Fabl | Özellikleri, Türk ve Dünya Edebiyatında Fabl

2008-12-11 15:38:00

                                   


  FABL

Kişiler genellikle hayvan, bitki ve cansız varlıklar olan, ders verir nitelikli kısa masalımsı öykülere fabl denir.

-Fabl’ın genel özellikleri-

“Fabl” sözcüğünün kökeni Latince “hikaye” anlamına gelen “fabula”’dır. Fakat bu sözcük zamanla bir ahlak ilkesi veya davranış kuralını anlatan kısa sembolik (simgesel) bir hikaye türünün adı olmuştur.

Bu tür hikayelerin, kahramanları genellikle hayvanlardır. Hikaye kahramanı bu hayvanlar, kendi özelliklerini korumakla birlikte insan gibi konuşurlar. Esasen “fabl” bu özelliği nedeniyle masalımsı eserler arasında yer alır.

 Fabl’lar hem nazım, hem nesir biçiminde olurlar. Fabl’ın sonunda her zaman  bir ahlak dersi (kıssadan hisse) vardır. Bu ders kısa, açık ve doğru olmalıdır ve mutlaka hikayenin doğal bir sonucu gibi görülmelidir. Fabllarda öğretici (didaktik) bir amaç güdülür, gündelik hayatla ilgili dersler ve öğütler verilir. Okurlar çoğu zaman verilen dersin veya öğüdün ne olduğunu anlamakta zorluk çekmezler. Çünkü; bu ders veya öğüt eserin bir yerinde, çoğu kez sonunda, bir atasözü veya özdeyiş biçiminde açıkça belirtilir.

Fabllarda basit ahlak ilkelerine değinildiği gibi insanların bir çok kusurlu yönlerine de dikkat çekilir. Fabllar vasıtasıyla kanaatkarlık, özveri, yardımseverlik , iyi niyet gibi olumlu davranışlar çocuğa kazandırılabilir.

Özellikle 8-12 yaş grubu çocuklar fabl okumaktan ve dinlemekten büyük zevk alırlar. Kanaatkarlık, tamahkarlık,  kıskançlık, paylaşımcılık gibi çocuklar tarafından anlaşılması güç kavramların somut olaylarla anlatılması sebebiyle çok önemli bir eğitim aracı olarak kabul edilmelidir. Fabllar insan belleğinde çok kolay saklanabilen ve ortaya çıkarılabilen özelliklere sahip olduğu için sözlü gelenek içinde de yaşatılabilmektedir.

Çoğu manzum olan fablların başlıca amacı belli bir ana fikrin yalın veya birkaç olayın yardımıyla en kısa yoldan açıklamaktır. Bundan dolayı fabllar kısadır ve  şu dört bölümden oluşur:

1.     Olayın ve kahramanların tanıtıldığı giriş bölümü

2.     Olayın  entrikalarla düğümlendiği gelişme bölümü

3.     Düğümün çözüldüğü sonuç bölümü

4.     Olay ve olayların arkasında yatan ana fikrin açıklandığı ders bölümü (Kıssadan hisse bölümü)

 

Bütün uluslarda ortak bir nitelikte olan fabllar basit, pratik ahlak ilkeleridir. Bu

sebepledir ki fabl yazarı ünlü Latin şairi Phédre “ Fabl insanların kusurlarını düzeltmeye yaramalıdır.” der.


         -Fabl’dan Yararlanma-

         Kişilerin ve çocukların yakınlık duyduğu sevdiği varlıklar olduğu için fabllar, çocukların ilgisini çeker. Öykülemenin kısa oluşu da çocukların fabllara duyduğu ilginin bir başka nedenidir. Sıkmadan verilen öğütler, bu nedenle çocukların eğitiminde yararlı olur.

Fabllar eğlendirici ve sevimlidirler. Dramatizasyona uygun oluşları anlatımlarındaki hareketliliği eyleme dönüştürmeye yardımcı olur. Böylelikle yaşayarak öğrenmeye uygundurlar.

Fabllar olay anlattıkları için bir başka şiiri okumaktan veya ezberlemekten daha çok çocukların ilgisini çekerler.

Fabllardan resim çalışmalarında da yararlanılabilir. Bir fablda anlatılan olayın bölümleri altı-yedi karede resimlenerek, resimlerin yorumlanması biçimindeki bir sözlü anlatım çalışması yapılabilir. Ardından  yapılacak yazılı anlatım çalışması da çocuğun dil ve anlatım yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur.

Manzum biçimde yazılmış bir fabl düz yazıya, düz yazıyla yazılmış olan bir fablı da manzum biçimine çevirme çalışmaları yapılabilir. Fakat bu tür çalışmalar, çocukların düzeyleri göz önünde bulundurularak yaptırılmalıdır. Bu tür çalışmalar nazım, nesir uygulaması olabilecekleri gibi çocukların dil gelişimlerine de katkıda bulunurlar.

Ne var ki Rousseau, fablın bir ahlak dersi vermek amacıyla yazıldığı için özellikle  çocukların eğitim ve öğretiminde sık sık kullanılmasından yola çıkarak, bu dersin çocuklar tarafından yanlış yorumlandığını ileri sürerek, fablın, eğitimde kullanılmasına karşı çıkmıştır ve şöyle demiştir:

            La Fontaine Masalları

         Emile ezber yoluyla hiçbir şey bellemeyecek; hatta fablları, La Fontaine’in o sade ve sevimli  fabllarını bile. Masalın çocukları eğlendirerek aldattığını hiç akla getirmeyerek fabla çocukların ahlak dersi demek için ne kadar kör olmalıdır. Çocuklar, fablın yalan bölümündeki çekiciliğe kapılırlar, gerçeği göremezler. Böylece bir dersi tatlılaştırmak için yapılan şey onların o dersten yararlanmalarına engel olmaktan başka bir sonuç vermez. Fabllar büyük insanların bilgilerini arttırabilir fakat çocuklara gerçeği açıkça söylemek gerektir. Gerçeğin üstüne bir örtü çekilecek olursa çocuk onu açmak güçlüğüne katlanmaz.

         La Fontaine’nin fabllarını bütün çocuklara belletirler. Fakat onların bir teki bile anlamlarını anlamaz. Onlar bu anlamı anlayabilecek yetenekte olsaydılar sonuç daha kötü olacaktı.  Çünkü onlardan çıkan ahlak dersinde iyi ile kötü öylesine birbirine karışmış bir halde ve yaşlarıyla öylesine az uyumlu ki bu dersler, onları erdemden çok kötülük yoluna götürecektir. Fablları ezberleyen çocukları izleyiniz; göreceksiniz ki okuduklarını uygulamaya fırsat buldukları vakit her zaman yazarın maksat ve niyetine ters bir yolda davranırlar. Düzeltilmesi istenen eksiklik ve yanlışlarını düzeltecekleri yerde, kötülüğü sevmeye eğilim gösterirler.

         Karga ile Tilki fablında, karga ile alay ederler aynı zamanda tilkiyi de çok beğenirler. Onu izleyen ağustos böceği ile karınca fablında onlar için ağustos böceğinin bir ibret dersi olacağını sanırsınız. Oysa onlar karıncayı seçerler. İçinde aslan bulunan fabllarda aslan gösterişli, parlak bir hayvan olduğu için çocuk hemen aslan rolünü kabullenir ve bir bölüşmeye başkanlık ettiği zaman hikayeden aldığı ders gereğince bölüşülecek şeyin hepsini kendisi alır. Fakat aslan ile sivrisinek fablında sivrisinek aslanı yere vurduğu vakit iş değişir; çocuk artık aslan değil sivri sinektir ; göğüs göğse çarpışmayı cesaret edemeyeceği kimseleri iğneleye iğneleyerek öldürmeyi öğrenir .

              Görülüyor ki  andığım birinci fablda çıkan ders çocuk için adi bir dalkavukluk dersidir, ikincisinde ise bir acımasızlık, üçüncüde de bir haksızlık,  dördüncüde ise bir yergi dersidir .Sizinle anlaşalım monsieur de  La Fontaine. Ben kendi hesabıma sizi okuyacağımı, seveceğimi ve fabllarınızdan ders alacağımı vaat ederim çünkü ben, maksat ve niyeti anlamakta yanılmam ;fakat öğrencime gelince, izin veriniz de ben onların bir tekini bile ona belletmeyeyim. Meğer ki bir çocuk dörtte birini bile anlamayacağı şeyleri bellemesinde bir yarar olduğunu ve anlayabildiklerini de ters bir yola sapmayacağını ve hikayede anlatılan kişi den ibret alarak, kendini düzeltecek yerde aldatana model edinmeyeceğini ispat edebilesiniz

  (Jean- Jaques Rousseau, Emile; çev: R.N. Güntekin

 Fransız edebiyatı antolojisi, C.II ,1930 )

         

            DÜNYA EDEBİYATINDA FABL

              Doğu’daki ilk örnekler; Pançatantra Masalları (M.S 100-300) ile Kelile ve Dimme (M.S 300) Hindistan’da yazılmıştır. Brahman filozofu Bidbay ‘ın Sanskritçe yazdığı söylenen Pançatantra (beş kitap ) adlı bu eser , VI. yüzyılda Pehlevi diline, VIII . yüzyılda Arapça’ya daha sonra İbranice’ye ,Yunanca’ya ,Latince’ye(1270), Fransızca’ya (1644) vb çevrilmiş Farsça’dan Türkçe’ye Kelile ve Dimne adıyla aktarılmıştır. Pançatantra Masallarının (M.Ö 200 yılında) Keşmir’de düzenlendiği bilinmektedir ancak çok daha sonraki yüzyıllarda (M.S 100-150 ) ortaya çıkan ve ün kazanan bu eserin yazarının kim olduğu ve hangi yıllar arasında yazıldığı  henüz kesin olarak bilinmemektedir. Yalnız eserin başında bu masalın zamanın iki genç prensini eğitmek,  yetiştirmek amacıyla Vishnuşarman adlı biri tarafından anlatıldığı  belirtilmiştir. Hem insanların, hem de hayvanların yer aldığı ve zaman zaman hikayeler arasında felsefi mısraların serpiştirildiği bu masalların, bütünüyle yetişkinlere hitap ettiği söylenebilir. Bununla birlikte Aisopos (Ezop) ve La Fontaine’in fabllarına kaynaklık eden bu masalların bir bölümü, bu yüzyıl başlarında (1908) ABD’de resimlendirilerek çocuklar için  yayımlanmıştır.

                Bu türde tanınmış bir başka Hint eseri olan Kelile ve Dimne de MS 300 yılında Beydaba  unvanını taşıyan bir bilgin filozof tarafından meydana getirilmiştir.Brahmanların önderi olan Beydaba eserini Debleşem adlı Hint hükümdarı zamanında yazmış ve ona sunmuştur. Eserde; yurt yönetimi felsefe ve eğitim ile ilgili sorunlar dolaylı olarak tartışma ve eleştirme konusu yapılmaktadır. Birinci bölümdeki fablların kahramanlarından olan iki çakaldan Kelile, açık sözlülüğün ve doğruluğun, Dimne ise yalan ve iftiranın sembolüdür. Beydaba, zulmü ile tanınmış olan Debleşem’i, hayvan hikayeleri aracılığıyla uyarmak ve ona doğru yolu göstermek  istemiştir. Kelile ve Dimne 6.yy sonlarında Pehlevi ve Süryani dillerine, 8. yy başlarında da Arapça’ya çevrilmiş, sonraki yüzyıllarda ise öteki doğu ve batı dillerine tercüme edilmiştir.

                Fransız şairi La Fontaine fablları yazarken, bu eserlerden de yararlanmıştır. Kelile ve Dimne’nin Türkçe’ye ilk çevirisi 13. ve 14. yy.larda yaşadığı sanılan tasavvuf şairlerinden Hoca Mesut Gülşehri tarafından yazılmıştır. Eser, sonradan çeşitli yazarlar tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

                 Doğu Edebiyatında, içinde birçok öğretici ve ahlaki hikayelerin bulunduğu bir başka önemli eser de Şeyh Sadi(1213-1292)’nin 1258’de yazmış olduğu Gülistan adlı eserdir. Yöneticilerin tutum ve davranışlarından, söyleşinin(sohbet) kurallarına kadar türlü konular kapsayan bu eserdeki hikayeler, sözlü ve yazılı olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığı gibi birçok doğu ve batı dillerine de çevrilmiştir. Birkaç kez  dilimize de çevrilen ve çeşitli yorumları da yapılan Gülistan, cumhuriyetten önce okullarımızda Farsça öğretiminde kullanılan başlıca kaynaklardan biriydi.


                  Türk Edebiyatında Fabl:

                 Çok eskiden beri halkımızın dilinde ve zihninde yaşayan birçok fabl varsa da edebiyatımızda görülmesi 19.yüzyıla rastlar.

                 Bu yazı türünde ilk örnekler edebiyatımızda çeviri yoluyla yapılmıştır. Örneğin; Kayserili  Rüştü’nün “Nuhbet-ul-Etfal” (1858) adlı ilk Türkçe alfabesinde bazı çeviri fabllara yer verilmiştir. Bu konuda çevirileri ile dikkat çeken edebiyatçılarımız Ahmet Mithat Efendi(1844-1912), Şinasi (1826-1869) ve Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1914)’dir.

                  Öğrencileri için, ilk  fabl denemesi yapan Ahmet Mithat Efendi olmuştur. 1869’da Bağdat’a gittiği zaman, burada yeni açılan sanat okulu öğrencileri için hazırladığı ”Kıssadan Hisse” adlı kitabında Ezop , La Fontaine ve Fenelon’dan çevirilerle, kendisinin yazmış olduğu fablları da bir araya getirmiştir.

                   Manzum fabl alanında ilk adımı da Şinasi atmıştır. La Fontaine’den çeviriler yaptığı gibi Eşek ile Tilki, Karakuş Yavrusu ile Karga , Arı ile Sivrisinek gibi fabllar yazmıştır.

                    Tanzimat devri sanatçıları arasında La Fontaine’den en çok çeviri yapmış olan yazar ise Recaizade Mahmut Ekrem’dir. Fakat çevirilerinin dili oldukça ağdalı ve eskidir. Örneğin “horoz ile tilki” manzumesi şu sözlerle başlar:

                     Serseri bir horoz hane harap

                     Uğrular her nasılsa bir dür-ü nap.

                     Recaizade’nin La Fontaine’den yaptığı çevirilerinden başlıcaları şunlardır; “Kurbağa ile Öküz”, ”Karga ile Tilki”, ”Meşe ile Saz “, ”Ağustos böceği ile Karınca”

                      La Fontaine’nin birçok manzum hikayesi, daha sonra değişik tarihlerde başka şairler tarafından da Türkçe’ye çevrilmiştir. Bu şairler arasında çocuklar tarafından zevkle okunmuş ve okunmakta olan bazıları şöyledir: ”Alaattin Gövsa, Siracettin Hasırcıoğlu(1877-1937), A.Ulvi Elöve(1881-1975), M. Fuat Köprülü(1899-1966), Vasfi Mahir Kocatürk(1907-1961), Orhan Veli Kanık (1914-1950).“ La Fontaine’nin bütün fablları Sabahattin Eyüboğlu’nun masallar adlı kitabında topluca yayınlanmıştır.

.           Çocuk Edebiyatımızda çeşitli kimseler tarafından çevrilen La Fontaine’nin     fabllarını, ilk kez bir araya getirilip yayınlayan   M. Ali adında bir yazar olmuştur. 1928 yılında eski harflerle ve “Çocuklarımıza La Fontaine Hikayeleri” adıyla yayınlanan bu eserin başında, derleyicisi: Türk çocuklarının ellerinde La Fontaine’e dair bir kitap olmadığı için, kendisinden yaralanamadıklarını, dilimize çevrilmiş olan La Fontaine fabllarını bir araya topladığını, henüz çevrilmemiş olanları da düz yazı olarak çevirip, bunlara eklediğini ve öylece dört ciltlik bir dizi meydana getirdiğini söylemektedir (Bu dizinin ancak birinci bölümü yayınlanabilmiştir.)  

4522
0
0
Yorum Yaz