Anlatım İlkeleri

2008-12-05 17:42:00




ANLATIM İLKELERİ

 

 

Dilin temel görevi aynı dili konuşan insanlar arasında anlaşmayı sağlamaktır. Anlatılmak istenilenler dilin kurallarına uygun olarak açık, yalın, anlaşılır biçimde ifade edilirse anlaşma tam olur. Aksi hâlde yanlış anlaşılmalar, söyleyiş yanlışları ve anlatım bozuklukları ortaya çıkar.

Dile gereken önem verilmediği için dilin yapısı, kuralları, söz varlığı yeterince bilinmiyor. Sezgiye dayalı anlama yolu seçilerek söylenen değil söylenmek istenen üzerinde duruluyor. Buna bir de yanlış kullanımların basın, yayın araçlarıyla çabucak yayılması eklenince her geçen gün yeni bir anlatım bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple anlatım bozukluklarının hepsini örneklemek mümkün değildir. Burada sık yapılan yanlışlıklar üzerinde durulacaktır.

Anlatım bozuklukları, genellikle iyi bir cümlenin niteliklerini taşımayan cümlelerde görülmektedir.

 

İyi bir cümlenin nitelikleri şunlardır:

1. Mantık ve bilgi bakımından doğruluk
2. Dil bilgisi bakımından doğruluk
3. Açıklık
4. Duruluk
5. Yalınlık
6. Akıcılık

Bu niteliklere uymayan cümlelerde görülen anlatım bozuklukları kısaca şöyle özetlenebilir:

 

MANTIK VE BİLGİ BAKIMINDAN DOĞRULUK

 

Cümlenin düşünce, mantık ve bilgi bakımından doğruluğu tutarsızlıklardan, düşünce eksikliklerinden ve bilgi yanlışlıklarından arındırılmasıyla mümkündür.

Mantık yanlışlığı olan cümle örnekleri:

Bütün bildiklerimi ve bilmediklerimi oğluma öğreteceğim.
Kaderde bir  köşe başında ölü olarak uyanmak da var.
Baharın en güzel aylarından biridir nisan, mayıs.
Beni duymayan arkadaşlar lütfen ellerini kaldırsın.
Trafik kazasında hayatını kaybedenlere baş sağlığı dilendi.
Cenazede sayıları on binin üzerinde yedi bin güvenlik görevlisi vardı.
Galatasaray 2 – 0 yenilgiden 3 – 0 öne geçti.

Geçtiğimiz hafta bir toplantı yapıldı. (Zaman yerinde duruyor biz mi geçiyoruz yoksa geçen zaman mı? Doğrusu geçen hafta olmalıdır.)

İfade kesinliği de bazen cümlelerin düşünce veya bilgi bakımından yanlışlığına yol açar:

Yahya Kemal’in “Han Duvarları” adlı şiir kitabı çok güzeldir. (Han Duvarları  Faruk Nafiz Çamlıbel’in bir şiir kitabıdır.)

Selçuk Üniversitesinde 75.000 öğrenci (?) okuyor.
Arabada hava yastığı varsa hiçbir şey olmaz.

Kesin olarak bilinmeyen durumların veya olayların ifadesinde galiba, yanılmıyorsam, herhalde, zannedersem gibi ihtimal anlamı taşıyan bir kelime söylenirse yalancı durumuna düşülmez: “Selçuk Üniversitesinde, yanılmıyorsam, 75.000 öğrenci okuyor.” gibi.

Konunun olumlu ve olumsuz yönleri göz önünde bulundurularak bütün, daima, en çok, hepsi, herkes, hepsi, her zaman, hiç, hiç kimse gibi genel anlamlı kelimeler dikkatli kullanılmalıdır:

Herkes müzik dinlemekten hoşlanır.
Okulda başarılı olan herkes hayatta da başarılı olur.
Sen beni hiç dinlemezsin ki.

DİL BİLGİSİ BAKIMINDAN DOĞRULUK

Cümlenin kuruluşunda yer alan kelime ve kelime grupları dilin kuralla­rına göre oluşturulmalı, ögeler birbiriyle uyum içinde bulunmalı, cümlede eksiklik olmamalıdır. Cümlenin dil bilgisi bakımından yanlışlığına sebep olan anlatım bozukluklarını şöyle sıralayabiliriz:

A) YAPILIŞLARI YANLIŞ OLAN KELİMELER

Dilimize Arapçadan çokluk biçimiyle giren beyanat (beyanlar), efkâr (fikirler), erzak (rızıklar), enbiya (nebiler, peygamberler), evliya (veliler), maruzat (arz edilenler) gibi kelimeler zaten çokluk olduklarından bunların Türkçe çokluk ekiyle (-lar, -ler) tekrar çokluk yapılması yanlıştır.

Dilde olmayan gramer biçimleriyle kelimeler oluşturmak da yanlıştır:

abicim (ağabeyciğim), alıkoyulan (alıkonulan), alolaşırız (telefonlaşırız), ayıpsın (ayıp ediyorsun), bakkalcı (bakkal), bi drink aliim (bir şey içeyim), bissürü (bir sürü), cep to cep (-), cepleşiriz (-), cevaplamak (cevaplandırmak), çekilebilinir (çekilebilir), çirkinletmek (çirkinleştirmek), demincek (demin), dolayında (dolaylarında), erdemliği (erdemliliği), free takıl- (-), fulle, ful yap (doldur, tamamla), geçebilemedi (geçemedi), gidebilemedi (gidemedi), güzel­letmek (güzelleştirmek), hacın (haccın), hanımdan muhtar (hanım muhtar), haremlik (harem), icad ol- (icad olun-, icad edil-), iptal ol- (iptal edil-), kaçtı­rıldı (kaçırıldı), kardeşâne (kardeşçe), kasapçı (kasap), koktur- (kokut-), madden (maddeten), manavcı (manav), napcaz (ne yapacağız), ne ki (ne var ki), özelliklen (özellikle), pahalılatmak (pahalılaştırmak), redetti (reddetti), sericen (sereceksin), sordu kine (sordu ki), sormiyyim (sormayayım), sorurdur (sorar), takıl bana (benimle gel), tayin ol- (tayin olun-, tayin edil-), vericeyiz (verece­ğiz), verilebilinir (verilebilir), yaparaktan (yaparak), yeyildi (yenildi) gibi.

Hâl eklerinden birini diğerinin yerine kullanmak da yanlıştır: beni bi çay yap (bana bir çay yap), Selçuklu mağazamız saat 22.00’a kadar açıktır., nereyesun (neredesin) gibi.

 

B) YARDIMCI FİLLERİN YANLIŞ KULLANILMASI

et- ve yap- yardımcı fiillerinin birbirlerinin yerine kullanılması veya gerekmediği hâlde kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar:

ayar yap-( ayarla-), bekleme yap- (bekle-), bülten yap- (bülten çıkar-), dersini yap- (dersini ver-), etki et- (etkile-), film yap- (film çevir-), gecikme yap-      (gecik-), kuşku et- (kuşkulan-), şüphe et- (şüphelen-), umut et- (um-) gibi.

Son zamanlarda bilhassa batı dillerinden yapılan yanlış çevriler sebe­biyle al- fiili de yardımcı fiil gibi kullanılmaya başlanmıştır: banyo al-, duş al-, çay al- (çay iç-), istek al- (isten-), kahve al-, yenilgi al- (yenil-) vb. gibi.

 

C) EKSİKLİK

Özellikle birleşik cümlelerde ve sıralı cümlelerde ögelerden herhangi birinin eksik olması anlatım bozukluğuna sebep olur. Aşağıdaki cümlelerde parantez içine alınan kelimeler asıllarında yazılmadığı için anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlelerdeki anlatım bozuklukları parantez içindeki kelimelerin yazılmasıyla giderilebilir:

Sen içeri (giriyorsun) ben dışarı doğru çıkıyorum. (yüklem eksikliği)

Ekonomik kriz böyle devam ederse ben işimden (olacağım) sen de parandan olacaksın. (yüklem eksikliği)

Sigarayı az, (içerim) içkiyi hiç içmem. (yüklem eksikliği)

Hastanın kanlı gömleğini çıkarıp (  ) soydu. (neyi, kimi soydu?)

Kanserin tedavisini artık bulalım ve (kanseri) yenelim. (nesne eksikliği)

Dişçi, çürük dişi çekip (çocuğu) eve yolladı. (nesne eksikliği)

Aybike’nin tehlikede olduğunu ben de biliyordum ve (onu) uyardım. (nesne eksikliği)

Yaralılarla konuşan ve (gazetecilere) bilgi veren Sağlık Bakanıdır. (dolaylı tümleç eksikliği)

 

D) UYUMSUZLUK

Sağlam bir cümlede kelime ve kelime grupları ile ögeler arasında uyum vardır. Cümledeki ögeler arasında veya kelime grupları arasında bazen dil kurallarının bilinmemesinden kaynaklanan uyumsuzluklar görülür. Bu uyumsuzluklar genellikle, özne-yüklem uygunsuzluğundan, nesne-yüklem uyumsuzluğundan ve tamlama yanlışlarından kaynaklanır.

 

Erbay ve Gürdal bu yıl sınava girecek.

“Karahanlı Türkçesi, XIV. yüzyılda gelişerek, Cengiz Han’ın ikinci oğlunun adı ile Çağatay devletini kurarak, Çağatay Türkçesi ismi altında, Çağatayca ve edebiyatını meydana getirir.” Ä

Resmi ve İş Mektupları Ä (Resmî Mektuplar ve İş Mektupları)

“Hangi tür konuşma olursa olsun herhangi bir konuşmada başarılı olmak için bir takım hazırlıklar yapmak  ve bazı kurallara uyulmalıdır.” Ä

ne.......ne bağlama edatı kullanılan cümlede yüklem olumsuz olursa anlatım bozukluğu meydana gelir:

Çocuğun ne annesi yokmuş ne babası.

“Dahası, ne o nezahet ve nükte ne de edep ve terbiye artık kalmamış; argo, yerini yavaş yavaş küfürlere bırakmıştır.” Ä

Nesne alması gereken (geçişli) fiilden önce nesnenin kullanılmaması hâlinde, nesne-yüklem uyumsuzluğu olur. Sıralı veya bağlı cümlelerde geçişsiz (nesne almayan) fiili takip eden cümlenin geçişli (nesne alan) fiille kurulması hâlinde nesne mutlaka kullanılmalıdır:

Trafik kurallarına uyun, (uymayanları) uyarın.

Herkes uyanıkken siz uyumayın, (uyuyanları) uyandırın.

Sıfat tamlamalarında sıfat ile nitelenen veya belirtilen isim arasında anlam bakımından mutlaka bir uyum olmalıdır:

Bunlar akıllı işlerdir. (akıllı sıfatı, iş ismine uygun değildir)

Geçen yıl sıfır kollu elbiseler modaydı.(kolsuz elbise)

Sıfır hatayla projesini tamamladı. (Projesini hatasız tamamladı.)

Sıfatların veya zarfların derecesini göstermek üzere kullanılan çok, daha, en, pek gibi zarfların yerine korkunç, dehşet, inanılmaz, felâket, müthiş gibi olumsuz anlamlı kelimelerin kullanılması yanlıştır:

Babam manyak para gönderiyor.

Korkunç güzel bir programdı. (korkunç olan güzel değildir)

Şarkılarınızı inanılmaz güzel buluyorum.

Müthiş konserimize bekliyoruz. (müthiş: dehşetli, korkunç)

Birkaç, her, herhangi bir gibi kelimeler veya sayı isimleri sıfat tamla­masının tamlayanı olursa isim mutlaka teklik olmalıdır: birkaç iyi adam, her zaman, herhangi bir anlayış; iki masa, beş öğrenci, bin konut gibi.

Beşevler, Çifte Minareler, Kırk Haramiler, Üç Kuyular, Üç Silâhşorlar, Yedi Cüceler gibi özel isim hâline gelenler müstesnadır.

İsim tamlamaları ve sıfat tamlamalarında eksik unsurların bulunması da uyumsuzluktan kaynaklanan anlatım bozukluklarına sebep olur:

Yaklaşık 80 (santimetre) ya da 1 metre çapında bir daire çizin.

Ben diyeyim 25 (gün) siz deyin bir ay sonra terhis oluyorum.

Yabancı dil yayınlar (ı) merkezi.

Küllük, Tekin’in birbiri ardınca yaktığı sigara (-ların) izmaritleriyle dolmuştu. (Tamlayan eki kullanılmazsa yakılan, sigara izmaritleri olur.)

 E) YAZIM VE NOKTALAMA YANLIŞLARI

Söylenmek istenen ile yazılanın aynı anlamda olması için imlâya dikkat edilmeli ve noktalama işaretleri yerli yerinde kullanılmalıdır.

Yine aşık olmuş.(aşık: eklem yerindeki kemik, âşık: seven)

Bu yıl karınızı ortaklarınızla paylaştınız mı? (Bu yıl kârınızı ... biçi­minde yazılmazsa paylaşılan kâr olmaz.)

Farklı hizmet, karlı alış veriş.(Farklı hizmet, kârlı alış veriş.)

Kendisini taktir ediyoruz.(taktir: damıtma, takdir:beğenip değer verme)

Bir kelimenin kendinden sonra gelen kelimeyle yapı ve anlam bakımın­dan ilgisi olmadığını göstermek için virgül işareti konur:“Genç doktora şikâyetini anlattı.” cümlesinde anlatım bozukluğu yoktur. Genç ve doktor kelimeleri arasına virgül konmadığı için genç kelimesi doktorun sıfatı olarak kullanılmıştır. Bu cümlede genç sözü özne olarak kullanılacaksa genç kelimesinden sonra virgül işareti mutlaka konulmalıdır.

 Gürültüden ürktüğü için Ali Ağa eşeğine yollu küfürler savurdu.

Benim gibi çalışmazsan kazanamazsın.

AÇIKLIK

 

Cümlede anlatılmak istenenin dinleyen veya okuyan tarafından kolayca anlaşılmasına açıklık denir. Açık olmayan cümlelerde anlatılmak istenenler bazen az çok anlaşılır fakat çoğu zaman cümlede ne söylenmek istendiği belli değildir. Aşağıdaki cümlelerde açıklık olmadığı için ne söylenmek istendiği tam olarak anlaşılamamaktadır:

Bu kopyaları Burçin hazırlamıştır onu çekecek arkadaşlar için.
― S. D. in vücudunda estetik (ameliyat) var mı?
― Hayır, vücudunda hiç estetik yok. (Bu ifadeden vücudunun güzel olmadığı anlamı da çıkabilir.)

 Kelimelerin yerli yerinde kullanılmaması, öge eksiklikleri, kelimelerin yanlış kullanılması, virgül işaretinin uygun yere konmaması , anlamca çelişen sözlerin bir arada kullanılması gibi hususlar cümlenin açıklığını engeller.

A) SIRA YANLIŞLIĞI

Cümlede önce gelmesi gereken unsurların sonra, sonra gelmesi gere­kenlerin önce gelmesi durumunda anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu yanlışlık, zarf olarak kullanılması gereken kelimelerin sıfat görevinde kullanılması hâlinde daha çok görülür. Aşağıdaki örneklerde anlatım bozukluğunu gidermek için koyu yazılan kelime veya kelime grupları (  ) işaretiyle gösterilen yerlerde kullanılmalıdır:

80 bin civarında göz taramasından geçirilmiş (  ) hastamız var.*

Yolu Sultanahmet’e düşenler (  )Fransız Müzesinde sergilenmekte olan Fransız ressamların eserlerini görebilirler.*

Uykusuz yola (  ) çıkmayın.
Alkollü araç kullanmayın. (Aracı, alkollü kullanmayın.)
En doğal
vatandaşın (  ) hakkını koruyamıyorlar.*
Mobilyalarınız ücretsiz evinize (  ) teslim edilir.
Y. Dershanesi herkesi ücretsiz üniversite sınavına (  ) hazırlıyor.
Su gibi
şarapların (  ) içildiği düğünde olay çıktı

Yeni eve (  ) geldim. (evin sıfatı söylenmek istenmiyorsa)
Çırılçıplak
gazetecilere (  ) yakalanan M.U. olay çıkardı. (gazeteciler çırılçıplak değilse)
Mazeretsiz
sınava (  ) girmeyenler az değildi.
Dünyanın ilk üç bıçaklı (  ) traş makinesi

 B) ANLAMCA ÇELİŞEN SÖZLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI

Anlamları birbiriyle çelişen sözlerin aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar:

Bu soğukta mutlaka sizler de üşüyor olmalısınız.

Eminim seninle güreşmek onun için de kolay değildi galiba.

Az da olsa kendimi tümüyle suçlu hissediyorum.

 

C) ANLAMDA AYKIRILIK

Eş anlamlı kelimeleri uygun olmayacak biçimde birbirinin yerine kullanmak bozukluğuna sebep olur:

Komutan gidince askerler kafasız kaldı. (baş)
Halının üzerine kara mürekkep döküldü. (siyah)
Allah
misafiri. (Tanrı misafiri)

Bir kelimenin kendi anlamı dışında kullanılması yanlış anlaşılmalara ve anlatım bozukluklarına yol açar. Bu yanlışlıklar kelimelerin anlamı tam olarak bilinmediği zaman daha çok ortaya çıkmaktadır:

Beni de düş kırıklığına uğrattın. (hayâl)
Ne hayâllerle başlamıştık bu işe. Birlikte az mı çile paylaştık. (çektik)
Reklâm aramız var şimdi onu izleyelim.
Talihsiz bir kaza sonucu araba devriliyor.
Çok üzgün bir haberle bültenimizi sonluyoruz.
Mehmet Âkif ölümünün 15. yılında törenlerle kutlandı.
Dinleyicilerimiz bu programları tepkileriyle desteklesinler.
Tevfik Fikret yaşantısının son dönemlerini bunalım içinde geçirmiştir.

Bu olay onun hasta olmasını sağladı.
O gece şehrin ortasında bir ölü ölmüştü.

 

D) ATASÖZLERİ VE DEYİMLERİ YANLIŞ KULLANMAK

Atasözleri ve deyimler, kalıplaşmış sözler olduğu için eş anlamlılarıyla bile olsa bu sözlerdeki kelimeler değiştirilmez ve anlamına uygun olmayan yerlerde kullanılmaz:

Atalarımız “zaman, nakittir” demişler. (vakit)
Sütten dili yanan ayranı üfleyerek içer. (yoğurdu, yer)
Kafa kafa
ya vermeyince taş yerinden oynamaz. (Baş başa)
Matematikten geçtiğini öğrenince etekleri
tef çalmaya başladı.(zil)
Kurt kocayınca
ayının maskarası olurmuş. (köpeğin)
Anlayana sivrisinek az.
(Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.)

DURULUK

Bir cümlede gereksiz kelimelerin kullanılmamasına duruluk denir. Böyle bir cümleden kelime çıkarılırsa anlamda daralma olur. Duruluğu engelleyen başlıca yanlışlıklar şunlardır:

a) Fazlalık

 

Bir cümlede aynı görevi yerine getiren birden fazla kelime veya ekin bulunması hâlinde gereksiz kelime ve şekil kullanılmış demektir. Böyle cümlelerden kelime çıkarılması anlamda daralmaya yol açmayacağı gibi anlatımı rahatlatır:

Hoşça kalın diyorum size.
Bir cümle daha söylemek isteyeyim. (Bir cümle daha söyleyeyim.)
Kurumuş olan çiçekleri vazodan çıkardım.
Ne kadar ayıp, kulaklarımla duymasam inanmazdım.
Karşılıklı
selâmlaşıyoruz.

Fazlalık, genellikle eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır:
Yarı karanlık, loş
bir yerde oturdular.
Henüz
sınava daha var.
Size bir örnek daha vereyim meselâ.
İptal edilen sınav yinelenecek ve tekrarlanacak.
Hayat
bir yaşam mücadelesidir.
Problemi çözebilecek alternatif seçenekler sunulabilir aslında.
Çocukların eğitim ve terbiyesiyle ilgilenmeliyiz.
Eğer
merak etmezseniz anlatmayayım.
Yaklaşık
iki yıla yakın bir zamandır Konya’da oturuyorlar.
Sorunlarımızı
çözmeden meselelerimizi  halledemeyiz. İşte bütün problemimiz bu!.

Kısaltmalardan sonra, kısaltmaya dahil kelimenin tekrar söylenmesi fazlalıktır: ÖSS sınavı (Öğrenci Seçme Sınavı sınavı), ÖSYM merkezi (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi merkezi), GAP projesi (Güneydoğu Anadolu Projesi projesi), TBMM meclisi (Türkiye Büyük Millet Meclisi meclisi), ÜNTV televizyonu (Üniversite Televizyonu televizyonu) gibi.

YALINLIK

 

Söylenmek istenilenin gereksiz süsleme ve özentilerden arındırılarak, herkesin bildiği kelimelerle en kısa yoldan fakat tam olarak ifade edilmesine yalınlık denir. Anlatımda yalınlığı engelleyen hususların başında garabet gelir

A) GARABET

 

Bir ifadede, anlamı herkesçe bilinmeyen, alışılmamış kelimelerin kullanılmasına garabet denir. Böyle kelimelere de garip adı verilir.

Çeşitli bilim dallarına ve mesleklere ait olup günlük dilde kullanılmayan, anlamı herkesçe bilinmeyen terimler garip sayılmaz. Ancak bunlardan, o alanın mensupları tarafından bilinmeyenleri garabete örnek olur.

Garabet; anlamını herkesin kolayca kavrayamadığı kelimeleri bildiğini göstermek, aydın görünmek, kendini belli bir zümrenin üyesi gibi göstermek ve taklit gibi sebeplerle ortaya çıkar. Başlıca çeşitleri şunlardır:

·       Vaktiyle kullanıldığı hâlde günümüzde unutulmuş, kullanımdan düşmüş kelime ve şekilleri kullanmak: bilüpdür, eleğimsağma (gök kuşağı), gözgü (ayna), iktifa et- (yetin-), kangı (hani), muhammes (beşgen), murafaa (duruşma), sitâre (yıldız), tamu (cehennem), vabeste (bağlı), yazıklı (günahkâr) gibi.

Söylenişi değiştirilerek Türkçeleştirilmiş kelimelerin aslî şekliyle kulla­nılması da garabettir: auto (oto), card (kart), câmeşuy (çamaşır), laser (lâzer), mahabbet, mümkin, müşkil, mektûb, station (istasyon), tennûr (tandır), wardrobe (gardırop) gibi.

·       Dile henüz tam manasıyla girmeyen yabancı kelimeleri kullanmak: (Bunların içinde Türkçesi olanların ısrarla yabancı şeklini kullanmak ana dili sevgisiyle bağdaşmaz.) computer (bilgisayar), correlation (kar­şılıklı ilgi), holigan (serseri), monopol (tekel), my darling (sevgilim), my Got (Allahım), partner (ortak), part-time (yarım gün), prezantasyon (tanıştırma), side effect (yan etki), siesta (öğle uykusu), software (yazı­lım), tayming (zamanlama), test et- (dene-) gibi.

·       Yabancı kelimelerle Türkçe kelimeleri gelişigüzel birleştirmek: anti-leke, çaykolik, derskolik, dokunmatik, ekolojik denge (çevre dengesi), kotasyon ver-, makro açı, playliyoruz, save et- (kaydet-) gibi.

·       Yeni ortaya atılan fakat anlamı herkesçe bilinmeyen, benimsenmeyen kelimeleri kullanmak: ayırmaç (logo), andıç (muhtıra), başat (hakim), direngen (muannit), etik (ahlâkî), gömüt (mezar), saltık (mutlak) gibi.

·       Nefret ve tiksinti uyandıran müstehcen (edebe aykırı, yakışıksız) ve kaba kelimeler kullanmak da garabettendir.

Akıcılık

 

Anlatımın önemli özelliklerinden birisidir. Cümlenin anlam ve ses bakımından pürüzsüz olması demektir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk kusurlarının başlıcaları tekrarlama, zincirlenme ve tenafür(kakofoni)dür.

a) Tekrarlama

 

Bir ifadede gerek olmadığı hâlde aynı sözün iki defadan fazla kullanılması tekrarlama denen ahenk kusuruna yol açar:

Geçen Ramazan Bayramı’nda Oktay’ı, Oktay’ın köydeki amcasını ve Oktay’ın büyük kardeşini de ziyaret ettik.

Bu yıl okuyacağımız dersler arasında ortak dersler denen dersler de varmış.

Televizyon kanallarında yeni program arayışı, aslında programlardan değil program içeriklerinden kaynaklanmaktadır.

B) ZİNCİRLEME

 

Bir kelime grubunda veya cümlede aynı ekleri alan kelimelerin peş peşe sıralanmasından kaynaklanan bir ahenk kusurudur. Zincirleme isim tamlamalarında ve arka arkaya sıralanan zarf-fiillerde daha çok görülür:

Burkay’ın dayısının oğlunun çantasının  fiyatı.

Selçuk Üniversitesinin Fen-Edebiyat Fakültesinin Doğu Dilleri ve Ede­biyatları Bölümünün Urdu Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalının öğretim üyesi.

Merdiveni dayayıp, kayısı ağacına çıkıp, kalınca bir dala oturup, kayı­sıları koparıp, sepetine doldurup, sepeti aşağı sarkıtıp yerdeki kovayı istedi.

Sekretere sormadan, izin almadan, kapıyı vurmadan içeri girdi.

Yerinden hızla kalkarak, pencereyi açarak, aşağıya bağırarak kardeşini çağırdı.

Biraz önce hışımla içeri giren, “müdür yok mu” diye bağıran, masaya vuran, yerinde tepinen sen değil miydin?

C) TENAFÜR (KAKIŞMA, KAKOFONİ)

Bir kelime veya kelime grubundaki seslerin söyleyiş bakımından birbiriyle uyuşmaması, kulak tırmalayıcı olması, tenafür denen ses ve ahenk kusuruna yol açar.  p, t; c, ç, j, s, ş, z gibi bazı seslerin birbirine yakın olması hem söyleyiş güçlüğü yarattır hem de kulağa da hoş gelmez: basınç ölçer, çürütücü, çeşmedeki çengel, eş zamanlı, İştaş Pasajı, sözcükcük, kırktırttı, koşullaştırılmışlık, olasılıklı, şaşalayış, tatsız tuzsuz  gibi.

Yanıltmacalar ve bazı tekerlemeler de tenafüre örnek olarak gösterilirler: Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkânı açalım demiş. Bir dalda bir kartal dal tartar kartal kalkar kartal kalkar dal sarkar. Şu duvarı badanalamalı mı badanalamamalı mı? Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada lâmba şişesi. Tuz ucuzudukça ucuzudu. Üç tas has hoş hoşaf.





 

7905
0
0
Yorum Yaz