728x90 Reklam Alanı

Bookmark Post in Technorati Bookmark Post in Technorati

Fabl


FABL

İnsanlara bir ders vermek amacıyla anlatılan, kahramanları genellikle hayvan ve bitki gibi varlıklardan oluşan, çoğu zaman soyut bir düşünceyi belirtmeye yarayan anlatılara fabl denir.

Fabllar insanların ahmaklık ve zayıflıklarını açığa çıkarmak için anlatılır. Kahramanları insan gibi davranan ve konuşan hayvanlardır. Mutlaka bir ahlak dersi içerir ve bu ders genellikle öykü sonunda açıkça dile getirilir.

Fabllarda;

Olay: Çok defa olağan dışı, masalımsı vakalardan oluşmuştur.

Kişiler: Hayvan, bitkiler, çok nadir insanlardır. Kişilere verilen karakter zenginliği fablın bel kemiğini teşkil eder.

Zaman: Belirsizdir.

Çevre: Bir orman, kır ve köydür genelde

Üslup: İyi bir şiirde bulunan nitelikler fablda aranır.

İbret: Fablın can damarıdır. Şair, fablın sonunda çoğunlukla ne demek istediğini, hangi dersi vermek istediğini belli eder.

 

 

 

 

 

 

 

Kedi ile Serçe

Kedi ile Serçe

Çok genç bir serçeyle yaşıttı bir kedi, beşikleri sallanmıştı beraber. Yan yanaydı: kuşun kafesiyle kedinin sepeti.

Çok defa kediyi kuş rahatsız eder gagalayıp kılıç kalkan oynamaya kalkardı kedi de onu pençesiyle yumruklardı;fakat ne de olsa dostunu korurdu, falakayı incitmeden vururdu. Bu yüzden de yarım kalıyordu terbiye. Halbuki kuş, kıyasıya çullanırdı kediye, onu gagalar dururdu. Kedi, akıllı uslu bir zat olduğundan dolayı hoş görürdü bu şakayı. Arkadaşlar arasında hiçbir zaman iş dökülmemeli kavgaya. Onlar da birlikte yetişmiş olduklarından hiçbir zaman şakaları dönmüyordu kakaya. Fakat bir gün komşu bir serçe uslu tekirle kavgacı arkadaşını ziyarete gelince iki kuşun arasına kavga çıktı. Tabii, Tekir arkadaşından yana çıktı. Dedi ki:

"-Bu yabancı sokacak başımı belaya gelsin de hakaret etsin dostumuza, oh ne iyi, komşunu serçesi yesin bizim serçeyi! Böyle şey olmaz. Kedilik ölmedi ya!.."

Hemen karıştı kavgaya, yalayıp yuttu yabancı kuşu kedi,

"-Meğer serçe eti pek de tatlıymış" dedi. O bunu böyle düşününce de yalanıp yutuldu öteki serçe de... Nasıl bir hisse çıkarsam bu işten? Çünkü yarım kalmış sayılır hissesiz kıssa. Bazı şeyleri sezer gibi oluyorum ben, onlar o kadar çok ki, şaşıyorum fakat.

Beyler, siz işi anladınız o saat, sizde tümenle akıl fikir var halbuki benim ilham perisinin aklı kıt biraz ne o, ne soyu sopu bu işte size çıkışamaz. 

 

 

İhtiyar Kedi ile Toy Fare





İhtiyar Kedi ile Toy Fare

 

Tecrübesiz toy farenin biri ihtiyar bir kedinin merhametini diler, mantıkla kandırmak ister Tekir'i:

-Canıma kıymayın, der, bencileyin bir fare sanki yıkım mıdır bu evdekilere, hani, bayla bayan, size göre, aç mı kalıyorlar benim yüzümden? Bir buğday taneciğiyle beslenirim ben, yusyuvarlak eder beni tek bir ceviz. Şimdi zayıfım biraz beklerseniz bu yemeği bey çocuklarına edersiniz hediye. Yakalanan fare işte bunları söyler kediye. Öteki der ki ona:

- Aldanıyorsun, ben böyle laflara kulak asar mıyım sanıyorsun? Ha bana söylemişsin, ha bir sağıra bunu. Hem kedi, hem ihtiyar, hem affetsin! Böyle şey duyulmuş mu? Bu bir yasadır, bu yasaya göre geber, git öbür dünyaya nutkunu oradakilere ver. Çocuklarım nasıl olsa başka yemek bulurlar.

 İste o da unları söyler ve sözünü tutar. Masalımdan alınacak derse gelince: Bence, gençlik farfaradır, her şeyi elde ederim sanır, ihtiyarlığınsa yüreği katıdır.

Maymunla Kedi



Maymunla Kedi

 

Tekir'le Mekir, biri kedi, biri maymun, aynı adamın malı ve sofra arkadaşıydılar Bu iki hayvan her kötülüğün başıydılar. Korkup çekinmezlerdi kimden olursa olsun. Evde bir ziyankarlık mı var, onlardan bil gitme uzağa,

Her şeyi çalıp çırpıyordu Mekir, fare tutacak yerde peyniri yiyordu Tekir. Bir gün kestane konmuştu ocağa. Kestaneler oluyordu kebap. Bizimkiler karar verdi onları aşırmağa. Bu isten iki kat karlı çıkacaktır iki ahbap:

Kendileri fayda, başkaları zarar görecektir.

-Kardeşim dedi, Tekir'e Mekir, gün bugün işte kendini göstermen lazım, şu kestaneleri çek, çıkar bakalım. Tanrı beni, ateşten kestane çekebilecek gibi, hani, yaratmış olsaydı eğer görürdü gününü kestaneler...

 Tekir pençesini uzattı hemen, ustalıkla, telaşa düşmeden, açtı biraz külleri, sonra çekti elini geri, tekrar uzattı sonra, bir kestane çekti, bir bir daha. Kestaneler çıktıkça yiyordu onları Mekir. Derken bir hizmetçi geldi yol göründü ahbaplara. Derler ki, bu işten memnun kalmadı Tekir. Önemli ödev aldık diye böbürlenip duran, ve vilayetlere giderek bir kral uğruna onları kasıp kavuran prensler de hallerinden memnun olmasalar gerek.

    

 

 

Kedi, Gelincik ve Yavru Tavşan

 

Kedi, Gelincik ve Yavru Tavşan

Yavru tavşanındı bu saray. Bir sabah bayan gelincik zaptetti onu hemencik Vay kurnaz, vay! Ev sahibi evde bulunmadığından kolay oldu bu işi pek kolay. O gün şafakla çıkıp gitmişti tavşan Kırlar kekik kokuyordu, mis gibi kekik. Bizimki yiyip içip mahzenine döndüğü zaman gelincik pencereye dayamıştı burnunu. Tavşan orada görünce onu:

- Hey, bayan, dedi, çıkınız hemen baba yadigârı evimden. yoksa haber yollarım bütün farelere ben. Cevap verdi sivri burunlu türedi:

 - Toprak onu ilk ele geçirenindir, dedi. Savaşılmaya değerdi doğrusu ya, Tavşanın bile sürünerek girdiği yuva.

 - Ne tuhaf iş, dedi gelincik, ne tuhaf iş. Burası bir krallık olsa bile, tapusunu şuna, buna, hatta bana değil de filanca oğlu tavşana kim vermiş? Falanca tavşan söz açtı geleneklerden:

 - Ben, dedi, ben, kanun kuvvetiyle sahibim bu yere. Burası babadan oğula kalır kanuna göre.

Böylelikle filandan kaldı falana falandan da kaldı bana. Sanki "ele ilk geçirmek" kanunu daha mı iyi? Gelincik dedi ki:

 - Uzatmayalım hikayeyi. Davamızı halletsin, gidip görelim de Samur'u. Keşiş gibi inzivada yaşayan bir kediydi bu. Yüzü de gülerdi her zaman. Evliya gibi bir şey, yağlı, tüylü, şişman. Karışık işleri halletmekte de uzman Teklifi kabul etti tavşan. İşte ikisi de kürklü beyin karşısındadır.

 - Yaklaşın çocuklarım, yaklaşın, dedi Samur, artık ihtiyarladık da sağır oldum biraz sağır. Yaklaştı ikisi de çekinmeden. Bizim sofu babalık da tam vaktinde doğruldu, attı iki pençesini hemen davacıları yutup aralarını buldu. İşte çok defa böyle hakemlik eder küçüklere büyükler.

 

 

<- : ANASAYFA : Sonraki Sayfa ->