Bir Çocuk
Kitabını Bulunması Gereken Özellikler Yönünden İnceleme
A) BİÇİMSEL
ÖZELLİKLER
1) Kitabın
Oylumu : Kitap 26
cm boyunda,14 cm genişliğinde ve 32 sayfadır. Hacim ve kalınlık bakımından
ilköğretim 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin yaşına ve gelişimine uygundur. Fakat
5.sınıflarda okuyabilir.
2) Kitabın
Baskısı : Kitap
dayanıklı ve mat bir kağıda basılmıştır.
3) Kitabın Ciltlenmesi
: Ciltleme telle yapıldığı için
dayanıklıdır.
4) Kitabın
Kapağı : Kitabın
kapağı kalın ve kaliteli bir kartondan yapılmıştır. Kapağın resmi canlı ve
çekici değil tam tersi soluk renklerle boyanmıştır. Kapağın resmi konuyla
alakalıdır. Kapaktaki yazılar siyah renkle yazılmıştır. Yazıların rengi resmin
rengine göre daha uyumludur.
Kapağın en
üstünde yazarın adı ve soyadı yazılmıştır. Bu yazının hemen altında daha büyük
puntoyla yazılmış kitabın adı yer almıştır. Kapağın en altında yayınevinin adı
yazılmıştır. Kitabın arka kapağında ise hikayeyi özetleyici yazı ve kitabın
hangi yaş grubuna yazıldığı belirtilmiştir. Fakat kitabın kapağında kapak
resmini yapan ressamla ilgili hiçbir bilgi yoktur.
Gömlek
kapakta kitabı düzenleyen kişinin adına yayınevinin adına ve adresine yer
verilmiştir.
5) Yazı
Özellikleri : Sayfanın
zemini beyaz renkte olup yazılar siyah renkte yazılmıştır. Yazıların büyüklüğü
seviyeye uygun olup 18 puntodadır. M.E.B’ in önerdiği harfler tam anlamıyla kullanılmamıştır. (a,ğ,g,y)
Yani bilgisayar harfleri kullanılmıştır. Bu da çocuğu harflerin yazılış
şekilleri konusunda tereddüde düşürür
6) Kitabın
Adı : Kitabın adı
kısa ve seviyeye uygundur.
B) RESİMSEL
ÖZELLİKLER
Kitapta
kapak hariç hiçbir resim bulunmamaktadır. Bu da çocuğun kitabı okumamasına
neden olabilir. Ve çocuğun kitabı okurken canı sıkılabilir kitabı okumaktan
vazgeçebilir.
C) DİL VE
ANLATIM ÖZELLİKLERİ
1) Dil
Özellikleri : Kitapta
anlatılan olayları 3. sınıfa giden bir öğrenci yazdığı için olaylara açık ve
sade bir dil hakimdir. Yabancı kelimelere çok az yer verilmiştir. Kitaptaki
olaylar İtalya da geçtiği için insan isimleri yabancı isimlerdir. Anlamı bilinmeyen
kelimeler 3. Ve 4. Sınıf öğrencileri için azdır. Yöresel ağız ve argo
sözcüklere yer verilmemiştir.
Kitaptaki
tümcelerin birçoğu uzun tümcedir. Bu tümcelerdeki sözcük sayısı 10’u bile
geçmektedir. Örneğin “iki kitapçı dükkanı çanta,kağıt ve defter satılan anne ve
babalarla tıklım tıklım doluydu” ve “üç yıl
süreyle aşağı-yukarı her gün geçtiğim yedi sınıf kapısının üzerine açıldığı o
koskocaman odayı tekrar çok sevindim” tümceleri uzundur.
2) PLAN : Giriş bölümü 3. Sınıfa başlayan Enrico okulu ve öğretmenlerini tasvir
etmiştir. Gelişme bölümünde Enrico başından geçen olayları anlatmıştır. Bu
olaylar okuyucuya mesajlar vermektedir. Sonuç bölümünde ise Enrico‘nun annesine
yaptığı saygısızlıktan dolayı babasının nasihatleri yazılmıştır.
3) Konu : Kitabın konusu İtalya da bir mahalle okulunda 3.sınıfı okuyan bir
öğrencinin yazdığı bir yıllık okul hikayesidir.
Konu ilgi
çekici bir biçimde sunulmamıştır. Konusu olsun, içeriği olsun eğitici ve
düşündürücü bir kitaptır.
4) Kitabın
Özeti : İtalya da
bir mahalle okulunda 3.sınıfa yeni başlayan Enrico yeni öğretmeniyle tanışınca
ilk başta hoşlanmaz. Eski öğretmeninin o güler yüzünü hatırladıkça üzülür fakat
daha sonra yeni öğretmeninden hoşlanmaya başlar. Bir gün Robetti adında bir
çocuk okula giderken bir çocuğun atlı tramvay yolunda düştüğünü görür. Çocuğu
kurtarırken kendi ayağı atlı tramvayın altında kalır. Bunu gören Enrico üzülür.
Başka bir gün Enrico’nun sınıfına Calabriali bir öğrenci gelir. Öğretmen sınıfla
kaynaşmasını sağlar.Uzaktan gelen bu öğrenciye iyi davranılmasını ister. Yine
günün birinde annesi ve kız kardeşi ile yoksul bir kadına çamaşır götüren
Enrico kapıyı açan kadını görür ve içeride sınıf arkadaşını görür. Babası
olmayan crossi bütün zorluklara rağmen karanlık odada dersini yapmaya çalışır.
Bu duruma üzülen Enrico’nun annesi para yardımında bulunur. Kitabın sonlarına doğru Enrico
annesine saygısızlık yapar.Bu olaya üzülen anne ve babası Enrico’ya nasihatlerde
bulunur.
5)
Kavramlar: Kitapta
davranışların karşılandığı kavramlar okuyucuya doğru olarak verilmiştir.
D) İÇERİK
ÖZELLİKLERİ
1) Konunun
Ana Düşüncesi: Etrafındaki öğrenci
arkadaşlarına göre maddi bakımdan iyi durumda olan ve ailesi tarafından ilgi
gören çocuğun bu ilgiye fazla layık olamaması.
Bu ana
düşünce çocuğa doğrudan verilmemiştir. Hikâyenin sonunda ana düşünce daha net
verilmiştir.
Bu kitap bir
çocuğun ailesine saygılı davranması gerektiğini,arkadaşlarına iyi davranmasını
gerektiğini göstermiştir. Yardımlaşmanın önemi belirtilmiş ve önyargılı
davranmamamız gerektiği belirtilmiştir.
Kitabın Adı:ŞEKER PORTAKALI Kitabın Yazarı: Jose Moura De Vasconcelos Kitabın Yazılma Yılı:1983 Kitabın Yayınevi: Can Yayınları Kitabın Basım Yılı: 2001 Sayfa Sayısı:208 Kitabın Konusu: Ailesinden baskı gören ve bu yüzden aradığı değerleri
başkasında bulan bir çocuğun,ilk başta korkması ve sonra da onu babası olarak
görmesi
Kitabın Özeti:
Yaramazlığıyla tüm mahallede adından söz ettiren ve ailesinin kendisini daha
fazla olay yaratmaması ve kendilerinin biraz daha rahat edebilmeleri için
kendisini daha beş yaşında okula göndermelerinden şikayet eden Zeze,en çok
sevdiği kardeşi olan Luis devamlı gezerdi.Zaten insanın ailede biriyle daha çok
ilgilendiğini ve bununda Luis olduğunu söylerdi.Ama abisi Totoca ile birlikte
de gezerlerdi.
Zeze devamlı Edmundo dayısıyla görüşür ve ondan çok şey öğrenirdi. Ona göre o
bir kültür abidesiydi.Her gittiğinde kendini geliştirmesi bakımından bayağı
mesafe kat ediyordu.
Noel yaklaşıyordu.Ve bütün şehirde Noel’in yaklaştığını gösteren olaylar
gelişiyordu.Bütün dükkanlar daha canlı, daha farklıydı.Yalnız Zeze ailesinin
maddi durumunun iyi olmaması nedeniyle bu heyecanı yaşayamıyordu.Bir kamyon
dolusu oyuncak dağıtılacaktı.Bu oyuncaklardan alabilmeri için oyuncakların dağıtıldığı
ve çok mesafede bulunan bu yere gitmeleri gerkiyordu.Ve de kardeşiyle birlikte
gittiler.Bu yere vardıklarında oyuncak kalmamıştı.dolaysısıyla Noel’I
armağansız geçirdiler.Bu durumdan şikayetçi olan Zeze homurdanırken babası
duydu.Babası bu olay üzerine bir köşeye çekilip çok üzüldüğü anlaşılırcasına
oturdu.Zez babasını orda olduğundan haberdar değildi.Kemdisini affettirmek için
boyacı sandığını kapıp para kazanmaya gitti ve babasına sigara getirdi.
Zez’nin okumayı daha küçükken öğrenmesi ailesinde herkesi şaşırtmıştı.Zaten ilk
başta herkes onun duyduklarını ezberlediğini sanıyordu.Okumayı bilmesi ve
birazda onun yaramazlığından kurtulmak için onu okula kaydettirdiler.Okulda öğretmeninin
en çok sevdiği öğrenci Zeze idi.Çok başarılıydı ve de çok sessizdi.Evde yaptığı
yaramazlıkları okulda yapmıyordu.
Taşınacaklardı.Yeni evlerine gittiler.Gloria eve doğru koşmaya başladı ve
hintkirazı ağacına sarılıp o ağacın onoun olduğunu söyledi.Diğer kardeşi de
aynı şeyi demirhindiye yaptı.Ve Zeze ‘ye de arkadaki küçük bir şeker portakalı
fidanı vardı.dikensiz olduğu için onu seçti.Ablası onun çok genç olduğunu ve
küçük fidanın da onunla büyüyeceğini söyledi. Zeze devamlı küçük fidanın yanına
gidip kendi kendine konuşuyordu.Sonunda bu küçük fidan Zeze’nin sorularına
cevap verdi.Bu olayda sonra Zeze devamlı fidanın yanına giderek onunla
dertleşiyordu.
Zeze okula giderken arabaların arkasına takılarak “Yarasa” dedikleri işi
gerçekleştiriyorlardı.Yalnız, bir araç vardı ki hiç kimse yanaşamıyordu.Zeze bir
gün bütün cesaretini toplayıp arabanın arkasına atladı.ama arabanın sahibi
arabadan indi ve Zeze’yi fırçaladı.Zeze bu olaydan sonra daha da yarasa yapmaya
cesaret edemedi.
Zeze yaptığı yaramazlıkların birisi sonucunda ayağını bir cam parçasıyla
yarmıştı.Bunu fark eden O Portekizli adam ki Zeze’yi arabasına bildiği için
fırçalamıştı hemen onu arabasına bindirip onu okula bıraktı.daha sonraları sık
sık buluşup arabayla gezmeye başladılar.Zeze bu Portekizli adamı çok sevmişti
ve de çok samimi olmuştu.Hatta ondan ismini değiştirmesini istemişti.
Evde yaptığı yaramazlık sonucu babası ve ablası ağzı burnu kırılıncaya kadar
dövdüler.Okulda kimse durumu anlamasın diye okula göndermediler.Bu yüzden Portekizli
adamın da yanına gidemiyordu.Dünyada en çok sevdiği kişinin bu adam olduğunu
düşünüyordu.Bu yüzden bu adamdan onun babası olmasını istiyordu.
Totoca paraya ihtiyacı olduğu için Zeze’ye gelip ondan
para istedi. Ama Zeze ona para vermemeye kararlıydı. Totoca para verirse ona
iki önemli şey söyleyeceğini söyledi.Şeker portakalı ağacının bulunduğu
bahçenin yol için kullanılacağı ve dolayısıyla buradaki fidanların kesileceğini
söyledi.
Bir gün Zeze okulda öğretmenin sorduğu soruyu cevaplarken geç kalan arkadaşı
içeri girdi.Portekizli adamın arabasının Mangaratiba adlı trenin altında
kaldığını ve büzden kendisini geç kaldığını söyledi.Bunu duyan Zeze izin
almadan olay yerine g,tti ve gerçeği öğrendi.hayatında en çok sevdiği adamı
yani babası olmasını istediği kişiyi kaybetmişti.Totoca onu bir evin önünde otururken
buldu.ateşler içerisindeydi..Hemen eve götürdü.evdekiler onun yine numara
yaptığını sanıyorlardı.Daha sonra bunun gerçek olduğunu anladılar.Hiçbir şey
yiyemiyor,hiçbir şey içemiyordu.Bütün mahalle onu ziyaretine gelerek onsuz
mahallenin çok sıkıcı çok cansız olduğunu söylüyordu.Totoca ona kötü haber
verdiğini ve bu yüzden kardeşinin bu hallere düştüğüne inanıyordu.Bu yüzden
vicdan azabı çekiyordu.
Babası ünlü bir şirketin amirliğine atanmıştı. Zeze’yi karşısına alıp ona artık
bu sefaletin bittiğini ve bundan sonra acı çekmeyeceğini söyledi. Ayrıca Şeker
portakalı fidanının kesimini de ertelettiğini söyledi.ama Zeze için şeker
portakalı kesilmişti.Çünkü onun manevi babası Manuel Valaderes ölmüştü.
Kitabın Ana fikri:
Çocukların çocuk olduğu unutulmayıp gereken ilgiyi ve
şefkati göstermenin önemi vurgulanmıştır.
Kitabın Kahramanları:
ZEZE: Küçük yaşta okuma yazma öğrenen,yaramaz bir çocuk.Aile sevgisinden mahrum
bırakılmış ve sürekli dayak yemiştir.
TOTORA: Zeze’nin abisidir.
EDMUNDO: Zeze’nin dayısıdır. Ayrıca çok zeki ve çok
kültürlüdür.
GLARİA: Zeze’nin ablasıdır.
MANUEL VOLODERES: Babasını olmasını istediği
Portekizli adam.
Kitabın Yorumu: Hem büyüklere hem çocuklara hitap edebilen dille
anlatılmış ufak şeylerle mutlu olmak ve sahiplenmenin en yalın haliyle bir
çocuğun anılarını anlatan bu kitap bence özellikle küçük yaşta okunup ders
alınması gereken bir kitaptır. . En kötü yalan insanın kendisine söyledği
yalandır.Zeze akıl dolu maceralarıyla bize heyecanlı anlar yaşatıyor… Hayatıma
başlı başına bir bakış açısı kazandıran bir eser. Herkesin mutlaka okuması,
hatta belli bir yaşın altındayken okuması gerektiğini düşündüğüm yapıt.
ŞEKER
PORTAKALI-JOSE MOURA DE VASCONCELOS
A)FİZİKİ DEĞERLENDİRME
Kitabın Adı
:Şeker Portakalı Yazarı :José
Mauro de Vasconcelos Yayınevi :Can
Yayınları Baskı :60.
Basım / 1995 Kağıt Kalitesi:
2. Kalite Sayfa Sayısı
:207 Puntosu :12
Punto Resim Özellikleri:
Kitapta renksiz,karakalem çalışmasını anımsatan soyut resimler vardır. Kitapta içeriği anlatan bir bölüm yoktur.Okuyucunun ne ile
karşılaşacağı yalnız bir cümle ile verilmiştir :”Günün birinde acıyı keşfeden
küçük bir çocuğun öyküsü.” Yazar Hakkında Bilgi:
Şeker Portakalı isimli kitabın özgün adı O Meu Pé de Laranja Lima’dır (1986). Yazarı; José Mauro
de Vasconcelos, 26 Şubat 1920 de Rio de Janeiro yakınlarındaki Bangu’da
doğdu. Kızıldereli bir anne ile Portekizli bir babanın çocuğu olan José Mauro
de Vasconcelos iki ayrı kültürün de izlerini taşıdı. Oldukça yoksul olan ailesi
onu Natal kasabasındaki amcasının yanına gönderdi. Orada 19 yaşındayken Hotengi
Irmağı’nda yüzmeyi öğrendi. İlerde bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayallerini
kurdu. Liseyi Natal’da bitirdikten sonra 2 yıl tıp öğrenimi gördüyse de
öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Jenario’ya ya gitti.
Orada ilk işi boks antrenörlüğü oldu. Tarım işçiliği ve balıkçılık yaptı.
Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı. Bu onun yazarlığına büyük katkılar
sağladı. Değişik ortamlarda , değişik koşullarda farklı insanlar tanıdı. İyi
bir gözlemci ve usta bir yazarın elinde bütün bu yaşamlardan pek çok roman
çıktı ortaya. Bunlar yazarın çok yönlü kişiliğinin ve içinde bulunduğu arayışın
bir yansıması olarak değerlendirilebilir. José Mauro de Vasconcelos’un Beyaz
Toprak isimli eseri çok beğenildi. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna
çıktı. Ama onu dünyaya tanıtan kitabı Şeker Portakalı (1968) oldu. Bu romanı 12
günde yazdığını açıklayan yazar “Ama onu 20 yıldan fazla taşıdım yüreğimde”
der. Şeker Portakalı’nın küçük kahramanı Zeze’nin serüvenleri Güneşi
Uyandıralım (1974) ve Deli Fişek adlı romanlarında da devam etmiştir.
B)İÇERİK
DEĞERLENDİRME
ÖZET: Zeze fakir bir ailenin ince ruhlu , zeki ancak
anlaşılamamış, yaramaz bir çocuktur. Erken yaşta kendi kendine okumayı öğrenir,
hayatın içine gerçeklerine daha erken atılır. Babası işsizdir. Annesi geç
saatlere kadar çalışmaktadır. Okula başlayıncaya kadar geçen zamanda ablası ve
küçük kardeşi ile evde yaşadıkları anlatılır. Zeze, diğer öğretmene hemen hemen
tüm öğrenciler çiçek getirirken kendi öğretmenine kimsenin çiçek getirmediğini
fark eder. Parası olmadığı için bir bahçeden çiçekleri gizlice toplar ve her
sabah erkenden öğretmenin masasına bırakır. Ancak bir süre sonra yakalanır.
Yaptığının hırsızlık olduğunu söylerler ve onu cezalandırırlar. İnce ruhunun yanında yaramaz olan Zeze’nin eline eski bir
çorap geçer. Tıpkı yılana benzemesi onda muzur bir fikir uyandırır. Bir ucuna
ip bağlar, ağacın üstünden geçirir ve saklanıp avını bekler. Annesinin
arkadaşını korkutur ve dayakla cezalandırılır. Bir gün okula gitmek istemez. Bir Kiliseye gider oradaki
mumları uçurtmasının ipine süreceğini söyleyerek papazdan alır ve Kilise’nin
girişine mumları sürer. Yine annesinin bir arkadaşı Zeze’nin kurbanı olur,
kayarak düşer. Zeze yine yakalanır, cezalandırılır. Zeze Noel’de babasının kendisine bir şey almadığına
söylenmesini babasının duyduğunu fark edince çok üzülür, tüm gün babasına
sigara alacak parayı biriktirmek için ayakkabı boyacılığı yapar. Yine okuldan kaçtığı bir gün sokakta müzik parçaları
yazılı afişler satan bir adamla tanışır, yanında çalışmaya başlar. Bu sırada
öğrendiği parçalardan birini babasını üzgün gördüğü bir gün söylemek ister.
Babası Zeze’nin ilk cümlesine bir tokatla karşılık verir. “Devam et” der. Zeze
devam eder. İkinci bir tokat daha gelir. Zeze söylediği şarkının sözlerinin
anlamını bilmez. Babasının niçin sinirlendiğini de anlamaz. Zeze’nin
gözlerinden yaşlar gelmeye başlar, babası çok sinirlenmiştir. Kemerini eline
alır, Zeze’yi fena halde döver. Zeze buhran içindedir ve onu kimse
anlamamaktadır. Bu nedenler onu bir portakal ağacı fidanı ile dost olmaya iter.
Dertlerini bu fidanla paylaşır. Manuel Valenderes ise Zeze’nin dertlerini
paylaştığı, orta yaşın üstünde bir dostudur. Belki de Zeze’yi anlayan tek
yetişkindir. Zeze ona öylesine bağlanmıştır ki ona kendini evlatlık olarak alıp
almayacağını sorar. Bu dostunun arabasıyla tren raylarının arasında
parçalanması Zeze’yi karamsarlığa iter. Hikayenin sonunda babası iş bulmuştur ve Zeze’ye artık
hayatlarının düzene gireceğini söyler. Ancak Valanderes ölmüş, Şeker Portakalı
fidanı da kesilmiştir. Zeze için artık her şey bitmiştir. Hikaye “Olup bitenleri çocuklara niçin anlatmalı?” sorusu
ile biter. Zeze’ye gerçekler çok erken anlatılmıştır.
ÇOCUKSU ÖĞELER Zeze’nin hiç
kimsenin çiçek getirmediği öğretmeni için bir bahçeden gizlice çiçek toplaması ve erkenden gelip
öğretmeninin masasına bırakması. § Babasını üzdüğünü düşündüğü için ayakkabı boyacılığı yaparak babasına
en sevdiği sigarayı alacak kadar para biriktirmesi § Ayağının kırık cam parçasıyla kesildiğini , ailesinin kızacağından
korktuğu için çektiği acıya rağmen saklaması § Şeker Portakalı ile kurduğu diyolog § Babasını mutlu etmek için ona şarkı söylemesi.
KAHRAMANLAR:
Zeze: Fakir ve
kalabalık bir ailenin en küçük oğlu. Oldukça zeki, ince düşünceli ve yaramaz
bir çocuk. Kendinin kötü bir çocuk olduğunu düşünmekte ve ailesi tarafından
kendine uygulanan şiddeti haklı görmektedir. Gloria:
Zeze’nin ablasıdır ve evde Zeze’yi dövmeyen tek kişidir. Zeze’yi daima korur ve
sever. Edmundo Dayı:
Zeze’nin merak ettiği her şeyi sıkılmadan ona anlatan ve Zeze’ye sürekli bir
şeyler öğreten yaşlı akrabalarıdır. Luis: Zeze’nin
bakmakla zorunlu olduğu küçük kardeşidir. Zeze her zaman ona iyi olanı
öğretmeye çalışmaktadır. Portekizli Manuel Valendares: Zeze’nin kötü bir şekilde
tanıştığı fakat sonra çok iyi dost olduğu zengin bir adamdır. Minguinho:
Zeze’nin evlerinin bahçesinde bulunan ve Zeze’nin hayatına dair her şeyi
paylaştığı konuşarak rahatladığı şeker portakalı fidanının adıdır.
ANAFİKİR: Çocuklar çevrelerinde olan her olayın farkındadırlar ve
bunlardan etkilenirler. Onlara yaklaşırken kendi dünyalarının olduğunu
unutmamalıyız.
KABUL VE DEĞERLER:
§ Ekonomik olarak sıkıntı içerisinde bulunan ailelerin çocukları bu
hayatın her zorluğuna sabırla katlanmak zorundadırlar. Kitapta Zeze ailesinin çektiği her sıkıntıyı bilmekte ve
bunlara dayanmaya çalışmaktadır. Baba işsiz olduğu için asabidir ve şiddet
uygulamaktadır. Zeze buna katlanır çünkü babası işsiz olduğu için böyle
davranmakta haklı olduğunu düşünmektedir.Oysa kitabı okuyan çocuklar
kendilerini bu kahramanla özdeşleştirecekler ve acı duymayı, ezilmeyi normal
sayacaklardır. Bu yanlış bir yönlendirmedir. § Yazar, eserde Hristiyanlık dininin bazı anlayışlarını işlemiştir. Romanın oturduğu yapı Hristiyanlıkla örtüşmektedir. Dini
öğelere yer verilmiştir. Noel’de küçük İsa’nın doğması, şarap, ekmek yenilmesi,
kilise’den bahsedilmesi bunlara örnek verilebilir. § Büyükler çocuklara yaramaz, kötü olduklarını söylüyorsa bu doğrudur. Eserde Zeze’nin kötü bir çocuk olduğuna Zeze ailesi ve
yazar inanmaktadır. Noel’de Zeze için İsa yerine şeytan doğmasının belirtilmesi
buna iyi bir örnektir. Ayrıca Zeze’nin gördüğü şiddete karşı kendini sürekli
suçlu görmesi okuyan çocukları olumsuz etkileyecek bir davranıştır. Bu davranış
çocuğa kendi davranışlarının ve düşüncelerinin büyükler nazarında önemsiz
olduğu hissini verebilir. § Büyükler çocukların davranışlarını anlayamaz. Zeze ince ruhlu zeki bir çocuktur ancak davranışları
çevresince anlaşılamaz. Öğretmenini mutlu etmek için getirdiği çiçeklerin
sorgusuz hırsızlık olarak değerlendirilmesi, babasını mutlu etmek için
anlamının bilmediği bir şarkıyı söylemesi karşısında dayak yemesi yazarın
bakışını en iyi gösteren örneklerdendir. Temel değerlerle kabullerin her zaman uyuşmadığı
değerlendirilmesi yapılabilir.
DİL VE ÜSLUP:
Kitabın dil ve üslubu çocukların zevk alacakları
niteliktedir.Cümleler ve paragraflar kısadır.Karşılıklı konuşmalara sıkça yer
verilmiştir.Mecazi ifadeler çok fazla yer almamıştır.Bunun yanında cümlelerde
orijinal bir yapı yoktur.Kelime seçimi çocukların düzeyine uygun olarak
yapılmıştır.Olayların anlatımı akıcı,tasvirler etkileyicidir.Fazla olay ve
hareket olmamasına rağmen, seçilen ayrıntılar çocuğun diliyle verilince
etkileyici unsur haline gelmiştir.
KİTABIN
DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitap hayatın acı yüzünü bir çocuğun dünyasında işlemesi
ve onun diliyle bunu anlatması yönüyle oldukça etkili bir eserdir. Bu anlatım
okurken duygusallığın ağır basmasına sebep olmaktadır. Kitap bittiğinde Zeze’yi
anlıyorsak çocukların dünyasına adım atmışız demektir. Onların
davranışlarındaki hareket noktalarını saptamak gerektiğini kuvvetle hissettiren
bir romandır. Bunların yanında iyi-kötü karakterin ayrımının tam yapılmadığı
(Zeze’nin babasının çocuklarının isteklerini yerine getiremediği için
üzülmesinin yanında, onları dövmesi), karakterlerin özelliklerinin ayrıntıyla
verilmeyip yalnızca çocuğun o karakter hakkındaki düşüncesinin verilmesiyle
yetinilmiş olması (Edmundo Dayı Zeze’nin korkuyla karışık güven beslemesi
veriliyor. Fakat bunda çocuğun doğru kararda olup olmadığını anlayabileceğimiz
bir ayrıntı verilmiyor) ve bir şikayet romanı özelliği taşıması kitapta fark
edilen eksikliklerdendir. Kitabın hangi anlayışla yazıldığı hususuna gelince; daha
çok çocuğun duyguları ele alınarak çocuğa içten bir bakış yapılmıştır. Bu
nedenle yenilikçi anlayışla yazıldığını söyleyebiliriz.
İLKÖĞRETİMDE OKUYAN
BİR ÇOCUĞUN KİTAP HAKKINDA GÖRÜŞLERİ Kitabı çok beğendim. Okurken Zeze’ye çok üzüldüm. Çok acı
çekti. Onun mutlu olmasını istedim. Olaylar çok akıcıydı. Zeze’nin öğretmenine
çiçek götürmesi beni etkiledi. Ben de olsam öğretmenime çiçek götürürdüm.
Zeze’nin babası kötü bir adam çünkü Zeze’yi çok dövdü. Dövmeseydi daha güzel
olacaktı. Kitabı okurken isimleri aklımda tutmakta zorlandım. Ama yine de güzel
bir kitaptı. Birde başlarda okurken sıkıldım sonrası güzeldi. Resimleri azdı.
ŞEKER PORTAKALI
ROMAN ÖZETİ (JOSE MAURO DE VASCONCELOS)
Kitabın Adı:Şeker
Portakalı
Yazarın adı:Jose
Mauro de Vasconcelos
ROMANIN ÖZETİ:
Roman kahramanı Zeze çok çocuklu yoksul bir ailenin küçük çocuklarından
biridir. Olaylar işsizlik yüzünden ruhsal bunalımlar geçiren bir baba,
kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenmiş bir ağabey ve ablalar etrafında gelişir.
Küçük kardeşi Luis henüz yaşananları algılayamayacak kadar küçüktür. Anne
karakteri ise siliktir. Çünkü anne, ailenin geçimini sağlamak için çalışmak
zorundadır ve çocuklarına ayıracak hiç vakti yoktur. Kısacası aile fertleri
Zeze’yi anlayabilmekten çok uzaktır.
Zeze’nin mahalledeki insanlara yaptığı, çoğu kez zarar verme boyutuna ulaşan,
şakalar ve yaramazlıklar, aslında yaşadığı yalnızlık duygusundan kaynaklanır.
Ama o çevresindeki insanların söylediği gibi kendini “şeytanın vaftiz oğlu”
sanır. Kötü bir çocuk olduğuna inanır. Yüreğindeki sevgi açığını kapatmak için
hayali arkadaşlar yaratır. Bunlardan biri bir yarasadır. Diğeriyse yeni
evlerine taşındıklarında her çocuğun bahçedeki ağaçlardan birini seçmesiyle
ortaya çıkar: Hiç kimsenin beğenmediği bir şeker portakalı fidanı... Zeze, bu
hiç de adil olmayan paylaşımda payına düşeni kabullendiğinde artık bir dostu
daha olmuştur. Onlara isim takar ve onlarla konuşur.
Aile fertleri dışında Zeze’yle ilgilenen birkaç kişi göze çarpar. Bunlardan
biri Edmundo Dayı, diğeriyse Zeze’nin öğretmenidir. Edmundo Dayı ona aradığı
sevgiyi değilse de en azından ara sıra para verir ve kendince yeni şeyler
öğretir. Öğretmense söylenenlerin aksine Zeze’nin mükemmel bir çocuk olduğu
görüşündedir.
Bir süre sonra bir sokak şarkıcısı ortaya çıkar. Zeze onunla birlikte sokak
sokak dolaşıp şarkı söylemeye başlar. Bu Zeze’nin severek yaptığı tek şeydir.
Adam açık saçık şarkılar söylediği için babası onunla arkadaşlık etmesini
istemez. Zeze bunu anlayamaz. Çünkü söylediği şarkıların anlamını bilmez. Bir
gün sırf babasını mutlu etmek için ona bu şarkılardan birini söyler. Ve
hayatının en kötü dayağını yer. Bu olaya en çok Gloria üzülür; aile fertlerinin
onu dövmelerini yasaklar.
Zeze, en büyük dostunu yine bir yaramazlık sonucu tanır. Bu daha çok tehlikeli
bir oyundur. Hareket halindeki arabaların arkasına yapışıp rüzgarı ve hızı
hissetmek, onun deyimi ile yarasa olmak... Portekizli Manuel Valadares ‘in
arabası çok fiyakalıdır. Bu yüzden yarasa olma oyununu bu araba üzerinde
denemek için büyük bir istek duyar ve iş başındayken yakalanır. Portekizli
poposuna vurup onu çevredeki herkese karşı rezil etmiştir. Yüreği yoğun bir
nefret duygusuyla dolar. Sonraları onu daha yakından tanıma şansına sahip olur.
Ve bu adam yaşamdaki en çok sevdiği insan haline gelir.
Babasından yediği dayaktan sonra intihar etmeyi düşünür. Ama Portekizli’nin
desteğiyle vazgeçer. Ondan kendisini evlat edinmesini ister. Ne yazık ki adamın
ömrü buna yetmez. Bir süre sonra ölüm haberi gelir. Talihsiz bir trafik kazası
geçirmiştir. Portekizli’nin ölümü Zeze’yi yaşamdan koparır. Daha sonra kendi
içinde yaşadığı bir iç savaş başlar. Bu birkaç günlük süreç aynı zamanda
Zeze’nin büyüme sürecidir. Hastalığı esnasında şeker portakalının çiçek
açtığını öğrenir. Ama artık ne o, ne de yarasa önemlidir. Yaşadığı büyük acı
Zeze’yi olgunlaştırmıştır.
ŞAHISLARIN
DEĞERLENDİRİLMESİ: Zeze: Baş kahraman, yoksul bir ailenin küçük çocuklarından biridir.
Totoca: Zeze’nin ağabeyidir. Bencilce ve tutarsız davranışlar sergiler.
Edmundo Dayı: Yaşlı bir akrabadır. Ona ailesinden çok daha iyi davranır.
Jandira: Zeze’nin ablasıdır. Zamanını roman okumak ve sevgililerini
düşünmekle geçirir.
Gloria: Zeze’nin ablasıdır. Onu ailede en çok seven ve koruyan kişidir.
Bay Arivaldo: Bir sokak şarkıcısıdır. Zeze ile aralarında sessiz bir
dostluk gelişmiştir.
Lala: Zeze’nin diğer ablasıdır. Son zamanlara kadar Zeze ile ilgilenmiş
ama sonraları ya bıkmış, ya da sevgilisiyle olmayı tercih etmiştir.
Luis: Zeze’nin küçük kardeşi, kardeşlerden en küçüğüdür. Ailede herkes
tarafından sevilir.
Luciano: Luciano adındaki yarasa, Zeze’nin isim takıp konuştuğu çok
sevdiği arkadaşlarından biridir.
Minguinho (Xururuguinho): Bir şeker portakalı ağacıdır. Zeze, Luciano
gibi onunla da konuşur. Hatta onların da konuştuklarını düşünür.
Bay Paulo (Baba): İş bulamadığı için psikolojik sorunlar yaşamaktadır.
Bu yüzden çocuklarına karşı yeterince sevecen ve sabırlı olamaz.
Anne: Ailenin geçimini sağlamak için çalışmak zorundadır. Çocuklarıyla
ilgilenemez. Bu yüzden romanda arka planda kalır.
Manuel Valadares (Portuga): Zeze’ye sevgiyi, yaşamın sevilebilecek
yanlarını öğreten insandır. Onun iyi ve mutlu bir çocuk olabilmesi elinden
gelen her şeyi yapar.
Cecilia Paim (Öğretmen): Yaptığı bütün haylazlıklara rağmen
onun mükemmel bir çocuk olduğunu düşünen duygulu ve anlayışlı biridir.
Kaynak internette paylaşılan içeriklerden
derlenmiştir.
ANI Bir
yazarın kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri taşıyan bir
üslupla anlattığı yazılardır. Yazarın kendini okuar açtığı bir tür olduğunda
içtendir ve bu yönüyle çok tutulur. Anılar belli bir dönemin yorumlandığı
yazılar olduğundan tarihi bir belge özelliği gösterir. Ancak bu bilimsel olamaz;
çünkü yazarın olaylara kişisel bakışı söz konusudur. Üslup yönüyle gezi
yazısına benzerse de, yazarın dış dünyadan çok kendinden söz etmesi anıyı belli
eder. Zaten eski edebiyatımızda anı, gezi yazısı hatta tarih iç içedir.
Özellikle Tanzimat’la başlayan anı türündeki yazılar Cumhuriyet döneminde
önemli bir tür olmuştur. Anılarını kitaplaştıran yazarlarımızda vardır. Namık
Kemal, Magosa Mektupları; Ziya Paşa, Defter – i Amal, Ahmet Rasim, Şehir
Mektupları; Halit Ziya, Kırk yıl, Saray ve Ötesi; Hüseyin Cahit, Edebi
Hatıralar; Falih Rıfkı, Çankaya adlı eserlerinde anılarını
anlatmışlardır.
BİYOGRAFİ Bir kişinin
hayatının anlatıldığı yazılardır. Bunlarda amaç o kişiyi tüm yönleriyle (
hayatı, eseri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmaktır. Biyografi açık, sade bir
dille anlatılan kişinin devrini, çevresini dikkate alarak yazılır. Divan
edebiyatında şairleri anlatan bu tür eserlere tezkire denirdi. Türk edebiyatında
bunun ilk örneğini Ali Şir Nevai vermiştir. Yazar eğer kendi hayatını
anlatmışsa yazıya otobiyografi denir. Çoğu zaman bunlarda sanatçı kendiyle
beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz
eder. Otobiyografiler üslup yönüyle anıya benzer; ancak anı otobografi içinde
bir bölüm sayılabilir. Yani otobiyografi daha uzun bir dönemi içine
alır.
DENEME Yazarın herhangi bir
konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu
inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür. Deneme yazarı görüşlerini
aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi diliyle konuşuyormuş gibi bir hava
içindedir. Deneme her konuda yazılabilir. Ancak daha çok tercih edilen konu
her devrin, her ulusun insanı ilgilendiren, kalıcı, evrensel konulardır. Ele
alınan konu çoğu zaman derinleştirilerek anlatılır. Denemenin özelliğini
Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetleyebiliriz: “ Deneme, ben’in ülkesidir.
‘Ben’ demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez bir parça
kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.” Denemenin ilk
örneklerini Fransız yazar Montaigne vermiştir. Daha sonra İngiliz yazar Bacon
türü geliştirmiştir. Edebiyatımızda Cumhuriyet’ten sonra görülmeye başlanan
bu türde Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim
güzel örnekler vermişlerdir.
ELEŞTİRİ Bir sanatçının, bir sanat eserinin iyi ve kötü
yanlarını ortaya koyarak onun gerçek değerini belirleyen yazılardır. Eleştiri
yazarı – yani eleştirmen – eser hakkında okuyucuyu bilgilendirir; hem eserin
yazarına hem okura yol gösterir. İki tür eleştiri vardır: İzlenimsel eleştiri
ve nesnel eleştiri. İzlenimsel eleştiri, Anatole France’in ilkelerini
belirlediği ve eleştirmenin bir eseri kendi zevk ölçülerini göz önüne alarak
incelediği eleştiri türüdür. Bu tür eleştirilerde öznel yargılar çok olacağından
günümüzde bu tür pek rağbet görmez. Nesnel eleştiride ise her eserin
değerlendirilmesinde kullanılabilecek belli ölçütler vardır. Eleştirmen mümkün
olduğunca kişisel yargılarda bulunmaktan kaçınır. Bilimsel araştırmalardan
yararlanarak, eseri ister beğensin ister beğenmesin, tarafsız bir gözle onun
değerini ortaya koyar. Avrupa’da Boielau, Saint Beuve, Taine, France
eleştirileriyle tanınır. Edebiyatımızda Hüseyin Cahit, Cenap Şehabettin, Ali
Canip, Yakup Kadri, Nurullah Ataç, Mahmet Kaplan, Cemil Meriç, eleştiri alanında
yazılar yazan ünlü birkaç isimdir.
FIKRA Yazarın gündelik olayları özel bir görüşle, güzel
bir üslupla, hiç kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa günübirlik yazılardır.
Bu tür yazıları nükteli hikâyecikler biçimindeki Nasrettin Hoca fıkralarıyla
karıştırmayalım. Fıkra, bir gazete yazı türüdür. Gazetenin belli bir
köşesinde genel bir başlıkla yazılan fıkralarda mesele kısaca incelenir ve
mutlaka bir sonuca varılır. Daha çok alaylı bir dille, bazen eleştiri bazen
sohbet tarzında yazılır. Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava hâkimdir
yazılarda. Edebiyatımızda özellikle Ahmet Rasim fıkralarıyla tanınır. Daha
sonra Ahmet Haşim, Refik Halit, Peyami Safa sayılabilir.
GEZİ YAZISI Gezilip görülen yerler hakkında yazılan
yazılardır. Kişi gezi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır;
bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnesında not alınır ve gezi
yazılarında bunlar hikâye edilir. Gezi yazısında yazar daima gezdiği yerleri
anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Gördüklerini okuyucunun daha
iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri yazarla birlikte
gezer gibi olur. Eski edebiyatımızda gezi yazısına seyahatname denir. Bu
alanda Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ünlüdür. Ancak asıl gezi yazıları
Avrupa’ya açılma döneminde görülmeye başlanmış, gidieln Avrupa şehirleri ile
ilgili yazılar yazılmıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa bunların başında gelir.
Gezi yazılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Ahmet Mithat Efendi,
Avrupa’da Bir Cevelan; Cenap Şahabettin Hac Yolunda, Avrupa Mektupları; Ahmet
Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi; Reşat Nuri, Anadolu Notları; Falih Rıfkı, Deniz
Aşırı, Zeytin Dağı, Taymis Kıyıları bunlardan bazılarıdır.
GÜNLÜK Ne gün yazıldığını belirtmek için tarih atılan,
çoğu zaman her günün sonunda o gün olup bitenin, sıcağı sıcağına anlatıldığı,
olaylarla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılardır. Her gün
yazıldığı için kısa olan bu yazılar, yazarının hayatından izler verdiğinden
içten ve sevecendir. Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin, Seyit Kemal
Karaalioğlu’nun günlükleri kitap halinde yayımlanmıştır.
HİKAYE Anlatımı bakımından romana benzeyen, ancak
romandan daha kısa yazı türüdür. Hikâyede olaylar genellikle yüzeyseldir.
Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir ânı içinde anlatılır. Genellikle
kişilerin tek yönü üzerinde ( çalışkanlık, titizlik, korkaklık vs. ) durulur. Bu
da romanda aynı dönemlerde oluşmaya başlamış ve özellikle Realizm döneminde
önemli bir tür haline gelmiştir. İki tür hikâye görülür. Bunlar klasik hikâye
ve modern hikâyedir. Mauppasant tarzı da denilen kilasik hikâye yukarıda
anlattığımız özelliğe uyar. Çehov tarzı denen modern hikâyede ise belli bir
kişi olmadığı gibi belli olaylar da çoğu kez yoktur. Yazarın kendiyle sohbet
ediyormuş gibi bir anlatımı vardır; çoğu kez birinci kişinin ağzından
anlatıldığı olur. Türk edebiyatında yine Tanzimat’la görülmeye başlanan
hikâye türünde Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket, Sait Faik önemli
eserler vermişlerdir.
MAKALE Yazarın
herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler
kullanarak kanıtlamaya çalıştığı ve böylece okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçladığı
yazı türüdür. Makalede temel unsur düşüncedir. Makale, gazete ile birlikte
ortaya çıkmış bir gazete yazı türüdür. Bizde de ilk özel gazete olan Tercüman -
ı Ahval gazetesinin çıkmasıyla görülür. İlk makale de aynı gazetede Şinasi
tarafından yazılmıştır. Makalede amaç bilgi aktarmak ya da görüşlerine
okuyucuyu inandırmak olduğundan açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanılır.
Seçilen konuya göre uzun da olabilir kısa da. Makale her konuda yazılabilir.
Bu konu günlük olabileceği gibi, felsefi, bilimsel, sanatsal da olabilir. Ama
edebi makale elbette sanatla ilgili olanıdır. Edebiyatımızda Tanzimat
döneminden beri görülen makale türünde Namık Kemal, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp,
Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabi ünlü birkaç
isimdir.
MASAL Halk dilinde anlatılarak
oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. Bir yazar tarafından sonradan yazıya
geçirilmiştir. Masallarda olaylar tamamen hayal ürünüdür. Yer ve zaman belli
değildir. Kahramanlar insan üstü özellikler gösterir. İyiler hep iyi, kötüler
hep kötüdür. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda
eğiticilik esastır. Çoğu kez evrensel konular işlenir. Dünya edebiyatında Kelile
ve Dimne, Binbir Gece Masalları ünlüdür. Türk edebiyatında Keloğlan en tanınmış
masal kahramanıdır. Eflatun Cem Güney masallarımız derlemiş ve bir kitap halinde
yayımlamıştır.
ROMAN Olmuş veya olması
muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır. İlk örneklerini 15.y.y. da
Fransız yazar Rabelais vermiştir. Ancak asıl niteliklerini Romantizm ve Realizm
akımları döneminde kazanmıştır. Roman belli bir olay etrafında gelişir ve
olaylar ayrıntılarıyla anlatılır. Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir. Kişiler
ayrıntılı olarak tanıtılır. Çevrenin tanıtımına özen gösterilir. Temsil
ettiği akıma göre romantik roman, natüralist roman, realist roman; konusuna göre
aşk romanı, toplumsal roman, polisiye roman, macera romanı gibi isimler
alır. Türk edebiyatında Tanzimat’tan sonra görülür. İlk örneği Şemseddin
Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı romanıdır. Batı romanı ölçüsünde en
başarılı romanı Halit Ziya Uşaklıgil yazmıştır. Namık Kemal, Mehmet Rauf, Reşat
Nuri, Yakup Kadri, Peyami Safa diğer ünlü romancılarımızdır.
ŞİİR TÜRLERİ LİRİK ŞİİR Aşk, ayrılık,
hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına,
kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu
adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tür
şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında
güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiire girer. ÖRNEK: Sakın bir söz
söyleme, yüzüme bakma sakın Sesini duyan olur, sana göz koyan
olur Anmasınlar adını candan anan dudaklar Annen bile okşasa benim bağrım
taş olur EPİK ŞİİR Destansı özellikler gösteren şiirlerdir.
Kahramanlık, savaş, yiğitlik konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu,
savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatında
kasideler, Halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı türleri de epik özellik
gösterir. Tarihimizde birçok şanlı zaferler yaşadığımızdan, epik şiir yönüyle
bir hayli zengin bir edebiyatımız vardır. ÖRNEK: Bizdik o hücumun bütün
aşkıyla kanatlı Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı Uçtuk Mohaç
ufkunda görünmek hevesiyle Canlandı o meşhur ova at
kişnemesiyle DİDAKTİK ŞİİR Bir düşünceyi, bir bilgiyi aktarmak
amacıyla yazılan şiirlerdir. Bunlar okurun aklına seslenir. Duygu yönü az
olduğundan kuru bir anlatımı vardır. Kafiye ve ölçülerinden dolayı akılda kolay
kaldığından, bilgiler bu yolla verilir. Manzum hikâyeler, fabller hep didaktik
özellik gösterir. ÖRNEK: Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz Şahsın
görünür rutbe – i aklı eserinde PASTORAL ŞİİR Doğa şiirlerini,
çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi,
bir imrenme söz konusudur bunlarda. Eğer şair doğa karşısındaki duygulanmasını
anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa “eglog”
adını alır ÖRNEK: Hülyana karışmasın ne şehir ne de çarşı Yamaçlarda
her akşam batan güneşe karşı Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an Madem
ki kara bahtın adını koydu çoban SATİRİK ŞİİR Eleştirici bir
anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı
ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik
şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa
alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk
edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir. ÖRNEK: Benim
bu gidişe aklım ermiyor Fukara halini kimse sormuyor Padişah sikkesi selam
vermiyor Kefensiz kalacak ölümüz bizim DRAMATİK ŞİİR Tiyatroda
kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede
söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum
dram tiyatro türünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro
metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır. Dramatik şiir harekete çevrilebilen
şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve kommedi olmak üzere iki tür olan bu şiir
türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır. Bizde dramatik şiir türüne örnek
verilmemiştir. Çünkü bizim Batı’ya açıldığımız dönemde ( Tanzimat ) Batı’da da
bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim
tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak
nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan
gibi...
SOHBET Bir konunun fazla
derinleştirilmeden, biriyle konuşuyormuş gibi anlatıldığı fikir yazılarıdır.
Sohbet yazılarında herkesi ilgilendirecek konular seçilir. Cümleler çoğu zaman
konuşmadaki gibi devriktir. Yazar sorulu cevaplı cümlelerle, konuşuyormuş hissi
verir. Üslup olarak fıkraya benzerse da gazete yazı türü olması, az sözle çok
şey anlatmayı amaçlamaması, dışa dönük olması onu fıkradan
ayırır. Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Şevket Rado sohbet türüne özel bir önem
vermişlerdir.
MEKTUP Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla
yazılan yazılara mektup denir. Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir
özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar
kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır.
Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı
içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin
derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar
değişen üslup özelliği vardır. Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır.
Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta
kültürümüz mektubumuza yansır. Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen
mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır. Mektup
Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir? · Mektup yazarken kullanacağımız kağıt
ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri
gösterir. · Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde
bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım ·
Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel
Müdür... · Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde
mektubun niçin yazıldığı belirtilir. · Sonuç bölümünde daha çok klişe
sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve
saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi. · Öfkeli anlarda kesinlikle mektup
yazılmamalıdır. · Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride
pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı
kırgınlık tümüyle unutulamaz.
· Mektup Türleri Mektuplar, konularına
ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır : 1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar 3. İş mektupları
Özel Mektuplar Birbirine
yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.
Tebrikler Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla
karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz
ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar
kullanılmaktadır.
Telgraf Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda
bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir
mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir. § Alacak olanın
adı,soyadı ve açık adresi yazılır. § Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa
ve öz olarak ifade belirtilir. § Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı
yazılır. § Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına
gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın
iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir. Telgraf,bugün kullanım alanı
yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.
Resmi Mektuplar
Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri
arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam
veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve
ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez.
Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine
yazdığı yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine “bilgilerinize
saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde bitirmelidir. Resmi
Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar : · Kağıdın üst yanından iki santim
aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur. · Sağ
üst köşeye tarih konur. · Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya
cevap olarak yazıldığı belirtilir. · Yazının ilk paragrafında sorun veya
konu ortaya konur. · Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz
belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir. · Sonuç bölümünde,yazının
gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu
biçimlerinden biriyle bitirilir. · Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin
sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir. · Kağıdın sol en alt
köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının
ilk harfleri yazılır.
İş Mektupları Ticaret ve endüstri kurumlarının
birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş
mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli
) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak
yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın
bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını
kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar. İş
Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar : · Ciddi bir anlatım
kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir. · Her iş için ayrı
bir mektup yazılmalıdır. · Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem
kullanılmalıdır. · Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar
yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır. · İstekler
yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren
kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır. · Eğer yazılan iş mektubu, bir
başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında “ilgi” bölümünde
belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması
yeterlidir.
DİLEKÇE Bir dilekte yada
şikayette bulunmak veya bilgi vermek amacıyla resmi makamlara sunulan
tarihli,imzalı mektuptur.Kişiyi ve kamuyu ilgilendiren bir hakkın sağlanması,
bir haksızlığın düzeltilmesi, kaldırılması için gerçek yahut tüzel kişilerce
ilgili makamlara yazılan yazılara dilekçe denildiği gibi, “istida, arzuhal” de
denir. Dilekçe Yazımında Göz Önünde Bulundurulması Gereken Kurallar : ·
Dilekçeler,konularına göre uzun veya kısa olabilir. Konular kısa v öz olarak
belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez. · Dilekçelerde ciddi,
ağırbaşlı bir dil kullanılır. Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir.
Süslü,yapmacık,laubali bir ifadeden kesinlikle kaçınılmalıdır. · Dilekçeler
; çizgisiz,beyaz dosya kağıdına daktiloyla veya dolmakalemle,okunaklı el
yazısıyla yazılmalıdır. · Dilekçe hangi kuruma veriliyorsa,bu makamın adı
başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır. ·
Konunun kısa bir özeti bu başlığın altına yazılır. · Daha sonra konunun
belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikayet dilekçesiyse,şikayet sağlam
kanıtlara dayandırılmalıdır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim
durumu,yaş,kısa bir özgeçmiş,kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik
belirtilmelidir. · Dilekçede bir durum belirtiliyorsa ,son cümle “Durumu
bilgilerinize saygılarımla sunarım”, bir istek belirtiliyorsa “Gereğini
izinlerinize saygılarımla sunarım” şeklinde olmalıdır. · Dilekçe bitiminde
sağ alt köşeye ad ve soyadı yazılmalı,imzalanmalıdır. Tarih,isim ve imzanın bir
satır üstünde olabileceği gibi dilekçenin sağ üst köşesine de konulabilir. ·
Sol alt köşeye açık adres yazılmalıdır. Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak
zorunda kalabileceği bir mektup türüdür. Dilekçenin ilk bakışta güven verici bir
düzen içinde olması gerekir.